DOLAR 45,5900 0.01%
EURO 53,0474 0.03%
ALTIN 6.568,640,01
BITCOIN 3507781-0,03%
İstanbul
21°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Savunma Bakanı Häkkänen: Gazzedeki olaylar İsrail ile ilişkilerimizi etkilemiyor

Savunma Bakanı Häkkänen: Gazzedeki olaylar İsrail ile ilişkilerimizi etkilemiyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yle, geçtiğimiz hafta Helsinki’de düzenlenen ve kamuoyunda tartışmalara neden olan Finlandiya-İsrail savunma sanayi seminerine katılan Finlandiyalı şirketleri açıkladı.

“İkinci Finlandiya-İsrail Savunma Sanayi Semineri” adıyla düzenlenen etkinlik, İsrail Savunma Bakanlığı ve uluslararası savunma iş birimi SIBAT tarafından organize edilirken, Finlandiya tarafında organizasyona Finlandiya Savunma ve Havacılık Sanayii aracılık etti.

Yle’nin aktardığı bilgilere göre, iki gün süren etkinliğe her iki ülkeden yaklaşık 30 savunma sanayi şirketi katıldı. İsrail Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, seminerin “güvenilir ortak ülkelerle sanayi iş birliklerini güçlendirme çabalarının bir parçası” olduğu belirtilirken, Finlandiya’nın “istikrarlı ve güvenilir bir ortak” olarak öne çıktığı ifade edildi.

Gazzedeki olaylar ilişkilerimizi etkilemiyor

Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen ise geçtiğimiz yıl yaptığı açıklamada, Gazze’deki gelişmelerin Finlandiya ile İsrail arasındaki silah ticaretini etkilemeyeceğini söylemişti.

Seminere katılan şirketlerden biri olan Helsinki merkezli Furuno Finland Oy’nin, güvenlik sektörüne yönelik gözetleme sistemlerinde kullanılmak üzere İsrail’den sensör satın aldığı belirtildi. Şirketin satış ve pazarlama direktörü Tero Airissalo, İsrail teknolojilerinin kalite açısından üstün olduğunu savundu.

Airissalo, “En iyisini isteyenler İsrail’den satın alıyor. Biz alımlarımızda performansa bakıyoruz” dedi. Gazze’de devam eden savaşın şirketin İsrailli tedarikçilerle ilişkisini etkilemediğini de belirten Airissalo, “Küresel gelişmeler ne olursa olsun ilişkilerimiz aynı şekilde devam etti” ifadelerini kullandı.

Etkinliğe katılan bir diğer Finlandiyalı şirket olan Insta Advance Oy ise seminere, Finlandiya Savunma Kuvvetleri’nin de katılması nedeniyle iştirak ettiklerini açıkladı.

Yle’nin ulaştığı diğer şirketler ise haber yayımlanana kadar röportaj talebine yanıt vermedi.

Muhalefetten sert tepki

Finlandiya’nın söz konusu etkinliğe ev sahipliği yapması, muhalefet partileri ve Avrupa Parlamentosu üyeleri tarafından sert şekilde eleştirildi.

Saara Hyrkkö, İsrail’in Gazze’de “soykırım” gerçekleştirdiğini savunarak etkinliğin düzenlenmesini kınadı. Hyrkkö açıklamasında, “Gazze’de soykırım yapan, Batı Şeria’da Filistinlilere baskı uygulayan ve Lübnan’da acımasız bir savaş yürüten bir ülkeyle böyle bir etkinlik düzenlenmesi kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Li Andersson da sosyal medya paylaşımında etkinliği sert sözlerle eleştirdi. Andersson, “Bu karar ve değer tercihi o kadar anlaşılmaz ki söyleyecek söz bulmakta zorlanıyorum. Avrupa’nın birçok ülkesinde böyle bir etkinlik büyük siyasi skandal olarak görülürdü” dedi.

Seminere katılan Finlandiyalı şirketler

Yle’nin paylaştığı listeye göre seminere katılan Finlandiyalı şirketler şunlar oldu:

Helsinki bölgesi

  • Kova Labs
  • Xiphera Ltd
  • Furuno Finland Oy
  • Gasmet Technologies Oy
  • ElFys
  • Aufwin Defence Systems Oy
  • Rafael Advanced Defense Systems Ltd
  • Sensofusion Oy
  • Yield Systems
  • Aurora Propulsion Technologies
  • A-Laiturit Oy
  • Dexter Lifts Oy
  • Confoot
  • Maverick Defence
  • Alaris Cojot

Tampere bölgesi

  • Robonic Ltd Oy
  • Millog Marine & Power
  • NDF Autonomy Oy
  • Insta Advance Oy
  • Crosshill

Finlandiya’nın diğer bölgeleri

  • Exel Composites Oyj
  • Aspocomp Group Plc
  • Fencomp Oy
  • Rautalammin Pinta Oy
  • Kelluu
  • BerryGlade Oy
  • Bertin Environics
  • Sisu Auto
  • Ateno Oy
Devamını Oku

Finlandiya Göçmen Bürosu Migri’den yaz tatili öncesi yurt dışı seyahati uyarısı

Finlandiya Göçmen Bürosu Migri’den yaz tatili öncesi yurt dışı seyahati uyarısı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Finlandiya Göçmen Bürosu, yaz dönemi yaklaşırken Finlandiya dışında seyahat planlayan yabancı ülke vatandaşları için önemli hatırlatmalarda bulundu. 18 Mayıs 2026 tarihinde yayımlanan açıklamada, özellikle oturma izni, geçici koruma, iltica ve vatandaşlık başvurusu bulunan kişilerin seyahat öncesinde kuralları dikkatle kontrol etmeleri gerektiği belirtildi.

Göçmenlik Dairesi, geçerli oturma iznine sahip kişilerin izin süreleri dönüş tarihine kadar devam ettiği sürece Finlandiya dışına çıkabileceklerini açıkladı. Finlandiya tarafından verilen oturma izni kartı ile Schengen bölgesinde 180 gün içinde en fazla 90 gün vizesiz seyahat edilebildiği hatırlatılırken, yolculuk sırasında pasaport ve oturma izni kartının mutlaka taşınması gerektiği vurgulandı.

Geçici koruma kapsamında oturma izni bulunan kişiler için ise mevcut kartların, üzerinde farklı tarihler yazsa bile izin devam ettiği sürece Finlandiya’da 4 Mart 2027’ye kadar geçerli olduğu belirtildi. Ancak başka ülkelere seyahat edecek kişilerin dönüş dahil gerekli tüm seyahat belgelerini önceden kontrol etmeleri gerektiği ifade edildi.

Yetkililer ayrıca, kabul merkezi hizmetlerinden yararlanan kişilerin seyahat planlarını önceden merkeze bildirmelerinin zorunlu olduğunu açıkladı. Finlandiya’dan iki haftayı aşmayan geçici ayrılıklarda konaklama yerinin korunabileceği, ancak ülkeyi kalıcı olarak terk eden kişilerin geçici koruma izinlerini iptal etmeleri gerektiği kaydedildi.

Kendi ülkenize seyahat etmeniz haklarınızı kaybetmenize neden olabilir

Uluslararası koruma statüsü verilen kişilere yönelik açıklamada ise, kendi ülkelerine yapılacak seyahatlerin koruma ihtiyacının yeniden değerlendirilmesine neden olabileceği uyarısı yapıldı.

Oturma izni süresine dikkaat edin

Göçmen Bürosu, Finlandiya’da oturma izni başvurusu yapan kişilerin de dikkatli olması gerektiğini belirtti. Mevcut oturma izni seyahat sırasında sona eriyorsa yurt dışına çıkmanın risk oluşturabileceği ifade edilirken, uzatma başvurularının yalnızca Finlandiya içinde yapılabildiği hatırlatıldı.

Açıklamada ayrıca, oturma izni kartlarının olumlu karar sonrası yalnızca Finlandiya’daki teslim noktalarından alınabildiği ve kartların iki hafta içinde teslim alınması gerektiği belirtildi.

Vatandaşlık bekleyenler yurt dışına çıkabilir

Finlandiya vatandaşlığı başvurusu yapan kişilerin başvuru süreci devam ederken seyahat edebileceği ancak vatandaşlık için gerekli ikamet süresinin korunmasının önemli olduğu kaydedildi. Yetkililer, tatil sırasında başvurunun sonuçlandırılmasının istenmemesi halinde Göçmenlik Dairesi’ne bilgi verilmesini tavsiye etti.

İltica başvurusu yapanlar yurt dışına çıkamaz

İltica başvurusu yapan kişilere ise başvuruları sonuçlanana kadar Finlandiya’da kalmaları çağrısı yapıldı.

Mülteci seyahat belgesi olanlar dikkat etmeli

Finlandiya tarafından verilen yabancı pasaportu veya mülteci seyahat belgesi sahiplerinin de seyahat edecekleri ülkenin giriş kurallarını önceden kontrol etmeleri gerektiği belirtildi.

Öte yandan Göçmenlik Dairesi, yalnızca tatil planı nedeniyle başvuruların hızlandırılmayacağını açıkladı. Başvuruların ancak çok ciddi gerekçeler bulunması halinde öncelikli işleme alınabileceği ifade edildi.

Açıklamanın sonunda, Finlandiya’ya giriş yapıp yapamayacağına ilişkin son kararın Finlandiya Sınır Muhafızları tarafından verildiği hatırlatıldı.

Devamını Oku

Finlandiya’da seçimler yaklaşınca neden yine Müslümanlar hedef oluyor?

Finlandiya’da seçimler yaklaşınca neden yine Müslümanlar hedef oluyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sara Seppänen yine konuşmuş…

Finlandiya’da seçim atmosferi yaklaşırken bazı siyasetçilerin dili de nedense hep aynı noktaya dönüyor:
Önce Müslümanları hedef göster, sonra toplumda korku üret, ardından bu korkudan siyasi oy devşirmeye çalış.

Bu yöntem yeni değil.

Dünyanın birçok ülkesinde milliyetçi-popülist siyasetin klasik taktiklerinden biri budur. Özellikle ekonomik sıkıntıların arttığı, toplumun huzursuz olduğu dönemlerde, “ortak tehdit” üretmek en kolay siyasi propaganda yöntemlerinden biri haline gelir.

Bugün Finlandiya’da da benzer bir tabloyu görüyoruz.

Rovaniemi’den bir milletvekili çıkıyor, sanki Finlandiya’da şeriat mahkemeleri sokakları ele geçirmiş gibi konuşuyor. Sanki ülkede kadın haklarını ortadan kaldırmaya çalışan organize bir İslami rejim kurulmuş gibi bir atmosfer oluşturuluyor.

Gerçekten Finlandiya’nın temel problemi bu mu?

Yoksa amaç, yaklaşan seçimler öncesinde korku siyasetiyle belirli seçmen gruplarını konsolide etmek mi?

Bu soruyu sormak gerekir.

Çünkü Finlandiya’da yıllardır benzer söylemleri kullanan siyasetçilerin nasıl yükseldiğini gördük. Özellikle Jussi Halla-aho gibi isimlerin kullandığı sert göçmen ve Müslüman karşıtı dilin, belirli kesimlerden nasıl oy topladığı herkesin malumu.

Bugün aynı yöntem yeniden devreye sokuluyor.

Dikkat edin, seçim günleri yaklaştıkça bu tür söylemler daha da sertleşecektir.
Yabancılar, göçmenler, özellikle de dini kimliği görünür olan Müslümanlar daha fazla hedef haline getirilecektir.

Çünkü toplumdaki bazı korkular siyaset için kullanışlıdır.

Üstelik Finlandiya gibi giderek sekülerleşen bir toplumda bu söylemler daha kolay alıcı bulabiliyor. Kiliselerden her yıl binlerce insan ayrılıyor. Kendini ateist veya dinsiz olarak tanımlayan insanların oranı oldukça yüksek seviyelere çıkıyor. Böyle bir ortamda dini hayatı en görünür şekilde yaşayan topluluklardan biri Müslümanlar olunca, bazı popülist siyasetçiler bunu kolay bir propaganda alanına dönüştürüyor.

Ancak burada bilinçli şekilde yapılan çok önemli bir manipülasyon var:

“İslam” ile “İslamizm” aynı şeymiş gibi gösteriliyor.

Elbette demokrasiye karşı olan her türlü radikal yapı eleştirilebilir. Buna kimsenin itirazı olmaz. Ancak Somali’deki kültürel bir uygulamayı alıp bütün Müslümanlara mal etmek ne kadar doğruysa, Batı dünyasındaki kilise skandallarını bütün Hristiyanlara mal etmek de o kadar yanlıştır.

Kadın sünneti gibi insanlık dışı uygulamalar kültürel meselelerdir. Bunları bütün bir dine yüklemek cehaletten başka bir şey değildir.

Üstelik bugün kadın hakları konusunda dünyaya ders vermeye çalışan Avrupa’nın kendi tarihine biraz bakması gerekir.

Daha birkaç on yıl öncesine kadar Avrupa’da kadınların toplumdaki yeri ciddi şekilde tartışılıyordu. Hatta İngiltere’de geçmiş yüzyıllarda din adamlarının “kadın insan mıdır?” tartışmaları yaptığı tarihi bir gerçektir.

Öte yandan İslam’ın kutsal kitabında, bundan 1400 yıl önce kadın ve erkek birlikte muhatap alınmıştır.
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar…” diye başlayan ayetler vardır.
Kadının miras hakkından, ekonomik haklarından, şahsi kimliğinden söz edilmiştir.
Hz. Meryem adına bir sure bulunmaktadır.

Bunları görmeden, bugünkü bazı kültürel sorunları doğrudan İslam’a yüklemek entelektüel dürüstlük değildir.

Ama burada Müslümanların da düşünmesi gereken önemli bir mesele var.

Bazı aşırı sağcı siyasetçiler bilinçli şekilde provokasyon üretir. Çünkü bilirler ki öfkeli tepkiler onların işine yarar. Sosyal medyada hakaret eden, tehdit savuran veya saldırgan tavırlar sergileyen her kişi, aslında bu popülist siyasetçilerin reklamını yapmış olur.

Bu nedenle aklıselim sahibi Müslümanların bu tür provokasyonlara kapılmaması gerekir.

Çünkü Finlandiya bir hukuk devletidir.
Bu ülkede herkesin inanç özgürlüğü olduğu gibi, eleştiri hakkı da vardır.

Asıl mesele şudur:

Bir toplum, özgürlüğü sadece kendi gibi düşünenler için mi savunacak, yoksa herkes için mi?

Eğer Finlandiya gerçekten demokratik bir hukuk devleti ise, o zaman burada sadece ateistlerin değil; Müslümanların, Hristiyanların, Yahudilerin, Budistlerin, Sihlerin ve hiçbir dine inanmayanların da eşit şekilde yaşama hakkı vardır.

Demokrasi tam da budur.

Ve gerçek demokrasi, çoğunluğun hoşuna gitmeyen insanların haklarını da koruyabildiği zaman anlam kazanır.

Abdullah Bilal Dalkılıç HaberFin Editörü

Devamını Oku

Milletvekili Sara Seppänen “İslam’ın Finlandiya’da yeri yok”

Milletvekili Sara Seppänen “İslam’ın Finlandiya’da yeri yok”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Finlandiya’da iktidar ortağı Gerçek Finler (Perussuomalaiset) partisinin Lapland Milletvekili Sara Seppänen, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, İslam’ın Finlandiya’da yeri olmadığını ifade ederek yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.

Sara Seppänen yaptığı açıklamada aşağıdaki ifadelere yer verdi.

“Finlandiya bir değerler savaşı yürütmeli ve kendi değerlerini savunmalıdır.

İslamizm; demokrasiyi, kadın özgürlüğünü ve çocuk haklarını tehdit eden siyasi bir ideolojidir. Namus kültürü, kız çocuklarının genital organlarının sakatlanması (kadın sünneti) ve paralel hukuk sistemleri Finlandiya’da asla kabul edilemez.

İslamizme karşı somut bir eylem planı hazırlamalıyız. Toplumun farklı sektörlerinde birçok önlemin alınması gerekmektedir.

  • Şeriat mahkemeleri suç kapsamına alınsın.
  • Kurumsal ibadet çağrıları sesli hoparlörlerden yapılan ezanlar önleyici olarak yasaklansın.
  • Kamusal alanlarda peçe yasaklansın.
  • İslamcı ağların ve finansmanların bağlantıları araştırılsın.
  • Dini eğitim materyallerinin içerikleri incelensin.

Finlandiya; temeli bireysel özgürlük, eşitlik ve hukuk üzerine kurulu demokratik bir hukuk devletidir. Bu değerlerin yanına, dini kuralları toplumun yasalarının üzerine koymaya çalışan bir ideoloji yakışmaz. Bu nedenle İslamizmin Finlandiya’da yeri yoktur.”

İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeli

Milletvekilinin yaptığı bu açıklama radikal olsa da demokrasi ve hukuk açısından bakıldığında ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. Aşırı sağ bu gibi argümanları sık sık siyasetin gündemine taşımaktadır.

Finlandiya Anayasası din ve vicdan özgürlüğünü garanti altına alır. Seppänen’in önerilerinin bir kısmı örneğin kıyafet yasakları veya ibadet pratiklerine yönelik kısıtlamalar, bireysel özgürlükleri kısıtlama potansiyeli taşıdığı için Finlandiya’daki liberal ve sol kanat tarafından “özgürlükçü değerlere aykırı” ve “ayrımcı” olarak eleştirilmektedir.

Söylediklerinin İslam’da karşılığı var mı?

Burada da önemli bir ayrım var: İslam ile İslamcılık aynı kavramlar değildir. İslam, bir dindir. Dünya genelinde milyarlarca insanın inanç sistemidir. İslamcılık ise dini, siyasi sistem veya devlet modeli haline getirmeyi savunan siyasi ideolojileri tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.

Bu nedenle siyasetçinin “İslamcılık” eleştirisi ile “İslam” eleştirisi teorik olarak farklı şeylerdir. Ancak siyasi söylemde bu ayrım her zaman net kurulmadığında Müslüman toplulukların tamamı hedef alınmış gibi algılanabilir.

Kadın sünneti

Bu uygulama İslam öncesi dönemden kalan, özellikle Doğu Afrika ve bazı Orta Doğu kültürlerine ait coğrafi/kültürel bir gelenektir. Ne Kuran’da ne de sahih hadislerde yeri vardır; aksine İslam’ın “bedene zarar vermeme” ilkesine aykırıdır.

Namus kültürü

İslam hukukunda ceza verme yetkisi bireylere veya ailelere değil, yalnızca devlete ve mahkemelere aittir. “Namus cinayeti” veya töre baskısı, tamamen kabile kültürü ve ataerkil geleneklerden kaynaklanır.

Paralel hukuk sistemi (Şeriat)

İslam, Müslümanların yaşadıkları ülkenin yasalarına uymasını ve toplumsal sözleşmelere sadık kalmasını emreder. Batı ülkelerinde devlet hukukuna paralel, alternatif bir ceza hukuku sistemi kurmak İslam’ın genel fıkhi kaideleriyle (kamu düzenini bozmamak adına) çelişir. Ancak aile hukuku veya helal gıda gibi konularda bireysel hak talepleri olabilir.

Yüzü kapatan giysiler

İslam alimleri arasında ana akım görüş, kadının yüzünün ve ellerinin açık olması gerektiğidir. Yüzü tamamen kapatan Burka veya Nikab ise dini bir zorunluluktan ziyade bazı bölgelerde (Afganistan, Körfez ülkeleri) kültürel olarak yoğunlaşmış bir yorumdur.

Haklı Olduğu Kısımlar

Milletvekilinin açıklamalarını gerçeklik açısından ve hukuki bir süzgeçten geçirdiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:

Hukukun üstünlüğü ve tekliği

Bir demokratik hukuk devletinde (Finlandiya gibi), devletin resmi mahkemeleri dışında yasama ve yargılama yapan “paralel mahkemeler” kabul edilemez. Bu konuda haklıdır.

İnsan hakları ihlallerine karşı duruş

Kadın sünneti, namus baskısı ve çocuk hakları ihlalleri hiçbir kültürel veya dini gerekçeyle savunulamaz. Bunlara karşı somut eylem planı istemek haklı bir taleptir.

Şeffaflık ve finansman

Radikal ideolojilerin yurt dışından fonlanıp fonlanmadığını veya eğitim materyallerinin nefret söylemi içerip içermediğini denetlemek, bir devletin ulusal güvenlik hakkıdır.

Sorunlu Kısımlar

İslam ve İslamcılık ayrımı

Siyasal İslam (İslamcılık) ile sıradan dindar Müslümanlar arasındaki çizgiyi net çizmemektedir. Bu durum, Finlandiya’da yasaya saygılı yaşayan onbinlerce Müslüman vatandaşı potansiyel birer tehdit gibi gösterme riski taşır İslamofobiyi tetikler.

Giyim özgürlüğüne müdahale

Burka veya niqabın kamusal alanda yasaklanması, “özgürlükler ülkesi” iddiasıyla çelişir. Kadın haklarını savunurken, kadının ne giyeceğine devlet zoruyla müdahale etmek liberal değerlerle uyuşmaz.

Peşin hüküm

Kurumsal ezan sesinin yasaklanmasını istemektedir ancak Finlandiya’da halihazırda camilerden dışarıya hoparlörle ezan okunması gibi yaygın bir durum veya yasal izin yoktur. Olmayan bir durumu “önleyici olarak yasaklayalım” demek, siyasi bir popülizmdir.

Sara Seppänen, Batı dünyasındaki pek çok sağ siyasetçi gibi, haklı güvenlik ve entegrasyon kaygılarından yola çıkarak (paralel hukuk, kadına şiddet gibi), temel insan haklarını ve dini özgürlükleri (kıyafet, ibadet) kısıtlayabilecek toptancı çözümler önermektedir. Eleştirdiği konuların birçoğu İslam’ın özüyle değil, göçmenlerin getirdiği kültürel pratiklerle ilgilidir.

Tarkan Tekten HaberFin Genel Yayın Yönetmeni

Devamını Oku

Finlandiya semalarındaki gizem: Rusya kaynaklı mesaj mı, rotasından sapan Ukrayna İHA’ları mı?

Finlandiya semalarındaki gizem: Rusya kaynaklı mesaj mı, rotasından sapan Ukrayna İHA’ları mı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Cuma günü sabaha karşı Uusimaa bölgesinde, özellikle Helsinki ve çevresinde alarma neden olan insansız hava aracı (İHA) tehdidiyle ilgili kamuoyuna yansıyan bilgiler, olayın ardından yeni soru işaretlerini beraberinde getirdi. Yetkililerden gelen açıklamalar sınırlı kalırken, olayın niteliği ve tehdidin kaynağı konusunda netlik sağlanamaması, Finlandiya’da güvenlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

Daha önce Finlandiya hava sahasına yaklaşan bazı İHA’ların Ukrayna kaynaklı olabileceği öne sürülmüş, bu araçların “dost unsurlar” kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle kamuoyunda geniş çaplı bir panik oluşmamıştı. Ancak Cuma gecesi alarma neden olan İHA’larla ilgili durum daha farklı görünüyor.

Gelen ilk bilgiler, Rusya yönünden Finlandiya’ya doğru ilerleyen ve ciddi miktarda patlayıcı taşıma kapasitesine sahip İHA’ların olabileceğine işaret ediyor. Ancak bu araçların kime ait olduğu ya da gerçek hedeflerinin ne olduğu konusunda henüz resmi ve net bir açıklama yapılmış değil.

Asıl dikkat çeken nokta ise burada ortaya çıkıyor: Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş devam ederken, söz konusu İHA’ların Ukrayna yönünde değil, yüzlerce kilometre kuzeyde ve Finlandiya hattında tespit edilmesi farklı senaryoları gündeme getiriyor. Eğer bu araçlar gerçekten Rusya kaynaklıysa ve Ukrayna’daki hedeflere yönelik değilse, bu durum Finlandiya’ya—dolayısıyla NATO’ya—stratejik bir mesaj ya da psikolojik baskı unsuru olarak değerlendirilebilir mi? Bu soru şu anda Finlandiya kamuoyunda açık şekilde tartışılıyor.

Finlandiya Savunma Kuvvetleri ise olayın teknik ve askeri boyutuna ilişkin detay vermekten kaçınıyor. Güvenlik gerekçeleriyle bu sessizlik anlaşılabilir. Ancak eleştirilerin odağında askeri makamlar değil, sivil kriz yönetimi bulunuyor.

Sivil yönetim kapasitesi arttırılmalı

Alarmın verilmesinin ardından vatandaşlara “evlerinizden çıkmayın” uyarısı yapılmasına rağmen, devam eden saatlerde yeterli kamu bilgilendirmesinin yapılamaması, acil durum iletişim sistemlerindeki aksaklıklar ve kurumlar arası koordinasyon eksikliği dikkat çekti. Finlandiya’da şimdi asıl tartışılan konu, olası askeri tehditten çok, devletin sivil kriz yönetim kapasitesinin ne kadar hazır olduğu.

Zaten güvenlik konusunda hassas bir dönemden geçen Finlandiya’nın, bu olaydan sonra olağanüstü durum senaryolarına karşı daha kapsamlı hazırlıklara yönelmesi bekleniyor. Ancak burada önemli bir denge bulunuyor: Toplumu gereksiz paniğe sürüklemeden, olası tehditlere karşı hazırlıklı olmak.

Cumhurbaşkanı Aleksandır Stubb’un da ifade ettiği gibi, Avrupa’nın kuzeyinde bu tür hibrit güvenlik tehditleriyle daha sık karşılaşılması ihtimali artık daha ciddi şekilde değerlendiriliyor.

Biz de HaberFin olarak geçtiğimiz günlerde yayımladığımız “Fin basınında sessiz savaş hazırlığı senaryoları dikkat çekiyor” başlıklı yorum yazımızda, bölgede artan güvenlik hassasiyetine ve kamuoyunda oluşan sessiz hazırlık atmosferine dikkat çekmeye çalışmıştık. Yaşanan son gelişmeler, bu tartışmaların önümüzdeki dönemde daha da derinleşeceğini gösteriyor.

Tarkan Tekten HaberFin Genel Yayın Yönetmeni

Devamını Oku

Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Detaylar için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası sayfalarını inceleyebilirsiniz.