
Kamu yönetiminde etik, çoğu zaman büyük skandallarla değil, küçük detaylarla ölçülür. Bu açıdan bakıldığında Finlandiya ile Türkiye arasındaki fark, yalnızca rakamlarda değil, reflekslerde ortaya çıkıyor.
Finlandiya’da Maliye Bakanı Riikka Purra’nın 800 euroluk bir hediye şampanya nedeniyle günlerce tartışılması, eski Başbakan Sanna Marin’in resmi konuttaki 850 euroluk kahvaltı harcaması için kamuoyuna açıklama yapmak zorunda kalması, dışarıdan bakıldığında “fazla hassasiyet” gibi görülebilir. Oysa bu hassasiyet, sistemin sigortasıdır. Çünkü mesele rakam değil, kamu gücünü kullananların sınırlarını bilmesidir.
Finlandiya’da tartışmaların ortak özelliği şudur: İddia ortaya atılır, medya üzerine gider, siyasetçi açıklama yapar ve eğer açıklama yetersiz bulunursa bedel ödenir. Bu döngü hızlı işler ve çoğu zaman sonuç üretir. Hata yapılabilir ama hatanın üzeri örtülemez.
Türkiye’de ise aynı mekanizmanın çoğu zaman işlemediğini görüyoruz. Son dönemde bir bakan hakkında gündeme gelen mal varlığı tartışmaları bunun çarpıcı bir örneği. Ortaya atılan iddialar ciddi; kamuoyunun beklentisi ise basit: açık, net ve ikna edici bir açıklama. Ancak yapılan açıklamalar, bu beklentiyi karşılamaktan uzak kalıyor.
Sorun sadece iddiaların kendisi değil; verilen yanıtların niteliği. Şeffaflık, teknik olarak doğru ama eksik bilgilerle sağlanamaz. Kamuoyunu ikna etmek, yalnızca bir şeyleri reddetmekle değil, soru işaretlerini ortadan kaldırmakla mümkündür. Oysa burada tam tersine, yapılan açıklamalar yeni sorular doğuruyor ve tartışmayı derinleştiriyor.
Daha da dikkat çekici olan, bu tür durumların siyasi ve kurumsal sonuç üretmemesi. Finlandiya’da benzer bir tabloda bir siyasetçinin görevde kalması neredeyse imkansız hale gelirken, Türkiye’de tartışmalar kısa sürede gündemden düşebiliyor. Hesap sorma mekanizması zayıf kaldığında, “yüzsüzlük” olarak tanımlanan tavır bir istisna olmaktan çıkıp sıradanlaşma riski taşıyor.
Elbette Finlandiya da kusursuz değil. Orada da hatalar yapılıyor, sınırlar zorlanıyor. Ancak belirleyici fark şu: sistem, hatayı tolere etmiyor. Türkiye’de ise sorun çoğu zaman hatanın kendisinden ziyade, hataya verilen tepkinin yetersizliği.
Sonuçta mesele yine aynı noktaya geliyor: Kamu görevi, kişisel savunma alanı değil, kamusal güvenin emanetidir. Bu emanet zedelendiğinde, yapılması gereken en temel şey güveni yeniden tesis edecek açıklıkta konuşmaktır. Aksi halde, yapılan her eksik açıklama yalnızca bir tartışmayı değil, kamuya duyulan güveni de aşındırır.
Tarkan Tekten HaberFin Genel Yayın Yönetmeni
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
17557 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
10005 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
9020 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5158 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4739 kez okundu