

Beyaz zambaklar ülkesi Finlandiya, küresel istatistiklere göre dünyanın en mutlu halklarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Ancak bu mutluluğun kaynağı sanıldığı gibi sadece ekonomik zenginlik veya yüksek maaşlar değildir. Finlandiya’nın başarısının temelinde; Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın ardından küllerinden doğan eğitim temelli bir demokrasi ve hukuk devleti modelini ortaya koyması aynı zamanda bununla birlikte sarsılmaz bir güvenlik algısı ve derin bir toplumsal denge kurması yatar.
Zengin doğal kaynaklara sahip olmamasına rağmen Finlandiya’nın ulaştığı yüksek refah seviyesi, bütçesini yolsuzluklardan arındırmış şeffaf bir devlet yönetiminin eseridir. Bugün izlediğim bir aile belgeseli, ve “iștimai” pratik hayattada şahit olduğum tüm istastik verilerde de görüldüğü gibi, bu sistemin kağıt üzerinde kalmayıp hayata nasıl nüfuz ettiğini açıkça ortaya koyuyor.
Finlandiya modelinde yaşam standardı, bireyin mesleki etiketinden ziyade emeğine dayanır. Belgeselde de görüldüğü üzere; bir inşaat mühendisi anne ve fizyoterapist baba veya bir otobüs şöförü baba, hastabakıcı bir annede olabilir, yani herhangi bir işte çalışan karı koca bir çiftin yaşam koşulları, bir milletvekilinin yaşam standartlarıyla büyük ölçüde aynıdır. Alım gücü, çocukların aldığı eğitim kalitesi ve sosyal hayattaki güvenlik düzeyi herkes için eşit düzeydedir. Bu durum, “herhangi bir işte çalışıyor olmanın” dahi onurlu ve konforlu bir yaşam sürmek için yettiğini kanıtlar. Sınıfsal uçurumların bu kadar dar olması, toplumsal huzuru kalıcı kılan en temel unsurdur.
Bu ülkede hiç kimse, hiçbir koşulda bir başkasını rahatsız etme hakkına sahip değildir. Bu huzur ortamı yalnızca yasal düzenlemelerle değil, toplumun iliklerine işlemiş etik değerlerle korunur. Bu sayede özgürlük, içi boş bir slogan olmaktan çıkar; hayatın her alanında hissedilen, yaşayan bir gerçekliğe dönüşür.
Kendi ülkemde ekonomik refaha ulaşmış bir iş insanı olarak, Finlandiya’ya geldiğimde bu sistemi çok daha derinden analiz etme fırsatı buldum. Geçmişteki ekonomik gücüme rağmen, Finlandiya’da gördüğüm ekonomik, kültürel ve demokratik değerler bana refahın gerçek tanımını öğretti.
Burada özgürlük, sadece bir hak değil; kimsenin kimseyi rahatsız etmediği, etik değerlerin yasalar kadar güçlü olduğu yaşayan bir gerçekliktir. Kendi ülkesinde geniş imkanlara sahip bir iş insanıyken, burada “göçmen” kimliğiyle bile aynı insani saygıyı ve güvenliği görebilmek, bu ülkenin neden dünyanın en mutlu halkına sahip olduğunu açıklıyor.
Bugünlerde ABD liderliğindeki yanlış politikalar ve rant ekonomisi arayışları, küresel ekonomik sistemlerde tıkanıklıklara, durgunluklara ve hatta krizlere yol açmaktadır. Finlandiya da küçük ölçekli ekonomisiyle bu küresel dalgalanmalardan doğal olarak etkilenmektedir; ancak ülkenin sahip olduğu sağlam ekonomik dinamiklerin bu zorlukların üstesinden geleceğine inanıyorum. Unutulmamalıdır ki büyük ülkelerin gelirleri büyük olduğu gibi, kriz anlarında karşılaştıkları tehlikeler de aynı oranda büyük olur. Finlandiya gibi küçük ve disiplinli ülkelerin ise bu tür krizleri tasarruf ve akılcı planlamalarla atlatma şansı çok daha yüksektir.
Mustafa Koyuncu
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
17504 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
10004 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
9016 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5154 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4738 kez okundu
Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Detaylar için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası sayfalarını inceleyebilirsiniz.