

Dün dünya siyasetinde öyle bir gelişme yaşandı ki, insanın aklına ister istemez o meşhur söz geliyor:
“Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!”
Söz konusu Amerika, Rusya, hatta Çin gibi büyük devletler olunca, uluslararası siyasette kuralların nasıl değişebildiğini bir kez daha gördük.
Büyükler kendi aralarında görüşüyor, anlaşıyor, ambargolar koyuyor, sonra da işlerine gelince o ambargoları gevşetebiliyor.
Peki ya küçük ülkeler?
Örneğin bizim 5,6 milyon nüfuslu Finlandiya’mız?
Rusya ile yaklaşık 1.340 kilometrelik sınırı bulunan, yıllardır ekonomik sıkıntılarla boğuşan, borç üzerine borç alarak kamu maliyesini dengelemeye çalışan Finlandiya…
Bir tarafta ekonomiyi toparlamak için kesilen sosyal yardımlar, diğer tarafta artan savunma harcamaları, kapanan işletmeler, işsizlik ve geleceğinden endişe eden vatandaşlar.
Finlandiya’nın kamu borcu, 2026 yılının ikinci çeyreğinde 259,6 milyar euroya, yani gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 90,3’üne ulaşmış durumda.
Elbette bütün bu ekonomik sorunların tek nedeni Rusya’ya uygulanan yaptırımlar değil. Ancak Rusya ile ticari ilişkilerin kopmasının ve doğu sınırının kapanmasının, özellikle Doğu Finlandiya’da ağır sonuçlar doğurduğunu da inkar edemeyiz.
Finlandiya, Ukrayna savaşının ardından Rus enerjisinden uzaklaştı. Avrupa Birliği yaptırımlarını uyguladı. Rusya ile uzun yıllara dayanan ekonomik ilişkilerini büyük ölçüde geride bıraktı.
Üstelik onlarca yıl sürdürdüğü askeri bağlantısızlık politikasından vazgeçerek 2023 yılında NATO’ya katıldı.
Bunlar kolay kararlar değildi. Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin yarattığı güvenlik tehdidi karşısında kendi tercihlerini yaptı. Ancak bu tercihler ekonomik ve toplumsal bedeller de getirdi.
Ve şimdi gelin, 9 Ekim 2026 Cuma günü yaşananlara bakalım.
Trump Putin’i aradı, ambargoda kapı açıldı!
Amerikan Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaklaşık 90 dakika telefonda görüştü.
Görüşmenin ardından Trump, Rusya’nın Amerika ve dünya piyasalarına dizel yakıt sağlayacağını duyurdu.
Açıklanan plana göre ilk aşamada 300 bin tondan fazla dizel piyasaya sunulacak. Kasım ayında 500 bin ton, ardından bir milyon ton ve Rus rafinerilerinin kapasitesine bağlı olarak üç milyon ton daha söz konusu.
Toplamda 4,8 milyon tonu aşabilecek bir tedarik planından bahsediliyor.
Dikkat edelim: Bu miktarın tamamının Amerika’ya satılacağı açıklanmış değil. Ancak ABD Hazine Bakanlığı aynı gün aldığı kararla Rus dizelinin ithalatına ve ticaretine ilişkin bazı yaptırımları 7 Nisan 2027’ye kadar geçici olarak gevşetti.
Yani yıllardır Rusya’nın enerji gelirlerini sınırlamaya çalışan Washington, kendi yakıt piyasasındaki sıkıntılar büyüyünce Rus dizeline kapıyı yeniden açtı.
İnsan sormadan edemiyor: Peki biz bu fedakarlıkları neden yaptık?
Fincede sinisilmäinen diye bir kelime vardır. Saf, kolay inanan, başkalarının iyi niyetine gereğinden fazla güvenen insanlar için kullanılır.
Dün yaşananlardan sonra insan ister istemez soruyor: Acaba uluslararası siyasette Finlandiya’ya biraz da böyle mi davranılıyor?
Stubb’ın bir yıl önceki sözlerini unutmadık!
İşin en çarpıcı tarafı ise Finlandiya Cumhurbaşkanı Aleksandır Stubb’ın tam bir yıl önce söyledikleri.
9 Ekim 2025 tarihinde Washington’da Donald Trump ile görüşen Stubb, Beyaz Saray’da Rus enerjisine uygulanan yaptırımları överek Trump’a şöyle demişti:
“Biz Avrupalıları Rusya’dan petrol ve gaz almamaya güçlü biçimde zorladınız. Bunun çok doğru bir karar olduğunu düşünüyorum.”
Bu sözleri söyleyen kişi Finlandiya Cumhurbaşkanı Aleksandır Stubb’dı.
Hem de Donald Trump ile yakın ilişki kuran, onunla golf oynayan ve bu kişisel diplomasi sayesinde Washington’da önemli bir iletişim kanalı oluşturan Stubb.
Aradan tam bir yıl geçti.
9 Ekim 2026’da aynı Trump bu kez Putin’le anlaşarak Rus dizelinin dünya piyasalarına yeniden çıkmasını kolaylaştırdı.
Daha da ilginci, ertesi gün Stubb, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
Ukrayna Cumhurbaşkanlığı’nın açıklamasına göre iki lider, Rusya’nın petrol ürünleri ihracatından elde edeceği ek gelirlerin savaşı finanse etmesi tehlikesini görüştü.
Bir yıl önce Trump’ın yaptırım baskısını takdir eden Stubb, şimdi Trump’ın yaptırım gevşetmesinin doğurabileceği tehlikeleri Zelenski ile değerlendiriyor.
Diplomasinin ne kadar zor bir denge işi olduğunu bundan daha iyi ne anlatabilir?
Ama biz yine de soralım:
Sayın Stubb, Rus enerjisinin Avrupa’ya satılması tehlikeliyse, Amerika’ya ve dünya piyasalarına satılması neden daha az tehlikeli olsun?
Ukrayna rafinerileri vuruyor, Trump Rus dizeline pazar açıyor
Meselenin bir başka çarpıcı yönü daha var.
Ukrayna, aylardır Rusya’nın petrol rafinerilerini, yakıt depolarını ve enerji altyapısını insansız hava araçlarıyla hedef alıyor.
Amaç belli: Rusya’nın savaş ekonomisini zayıflatmak, petrol gelirlerini düşürmek ve Rus ordusunun yakıt tedarikini zorlaştırmak.
Ukrayna, bu saldırıların Rus rafineri kapasitesinin önemli bir bölümünü devre dışı bıraktığını öne sürüyor.
Öte yandan Trump, Ukrayna’nın Rus rafinerilerine yönelik saldırılarını durdurmasını istiyor.
Şimdi ortaya çıkan tabloya bakın.
Ukrayna, Rusya’nın petrol gelirlerini azaltmaya uğraşıyor.
Avrupa, yaptırımlarla aynı hedefe ulaşmaya çalışıyor.
Finlandiya bunun ekonomik ve güvenlik maliyetlerine katlanıyor.
Ama Washington, kendi dizel fiyatlarını düşürmek için Putin’le yeni bir enerji düzenlemesine gidiyor.
Üstelik Trump, anlaşmaya karşı çıkan Zelenski’yi eleştiriyor, hatta Ukrayna’nın yeni bir lidere ihtiyacı olduğunu söylüyor.
Buna uluslararası siyasette çifte standart demeyeceksek ne diyeceğiz?
Filler tepişiyor, çimenler eziliyor
Bizim kültürümüzde güzel bir atasözü vardır:
“Filler tepişir, çimenler ezilir.”
Bugün Finlandiya’nın durumunu anlatmak için bundan daha uygun bir söz bulmak zor.
Rusya, Amerika ve Çin gibi büyük güçler kendi çıkarları doğrultusunda kararlar alırken, küçük ülkeler bu kararların sonuçlarıyla yaşamak zorunda kalıyor.
Finlandiya’da doğu sınırı 2023 yılından bu yana kapalı. Bunun resmi gerekçesi yalnızca ekonomik yaptırımlar değil; Rusya üzerinden yönlendirildiği değerlendirilen göç hareketlerinin oluşturduğu güvenlik tehdidi.
Ancak sonuç değişmiyor: Sınır ticareti ve turizm büyük darbe aldı. Özellikle Doğu Finlandiya’daki işletmeler, belediyeler ve aileler yıllardır bu değişimin sonuçlarını yaşıyor.
Finlandiya vatandaşlarına tasarruf yapmaları, kamu harcamalarının kısılması gerektiği anlatılıyor. Ülkenin geleceği için fedakarlık isteniyor.
Peki büyük güçler kendi ekonomik sıkıntıları karşısında aynı fedakarlığı göstermeye ne kadar hazır?
Amerikan seçmeni pahalı dizelden şikayet edince Rus yakıtına kapı açılıyor. Finlandiya’da ise yıllardır fedakarlık yapan vatandaşa kemer sıkma politikaları anlatılıyor.
Elbette Amerika’nın aldığı karar, bütün Rusya yaptırımlarının kaldırıldığı anlamına gelmiyor. Hukuken belirli işlemlere tanınmış geçici bir muafiyet söz konusu.
Ama siyasi ve ahlaki soru ortadan kalkmıyor:
Yaptırımların amacı Rusya’nın savaş gelirlerini azaltmaksa, o gelirleri yeniden artırabilecek ticaretin önünü açmak nasıl savunulabilir?
Trump, seçim kampanyasında başkan olduğunda Rusya-Ukrayna savaşını çok kısa sürede bitireceğini söylüyordu.
Savaş ise hala devam ediyor. İnsanlar ölüyor, şehirler bombalanıyor, milyonlarca insan savaşın sonuçlarını yaşıyor.
Trump ise bir taraftan barış sağlayıcısı olduğunu savunuyor, Nobel Barış Ödülü’nü hak ettiğini söylüyor, diğer taraftan Rusya’nın enerji ihracatına yeni bir kapı açıyor.
Belki Washington’da buna pragmatik dış politika deniliyor.
Ben ise buna baktığımda şu soruyu sormadan edemiyorum:
Barışın bedelini kim ödüyor, ekonomik kazancını kim topluyor?
Finlandiya’nın Amerika ile müttefik olması, Washington’un her kararını sorgulamadan kabul etmesi gerektiği anlamına gelmez.
Tersine, gerçek müttefiklik gerektiğinde dostlara da açık sorular sorabilmektir.
Biz Finlandiya’da Rusya ile yaşanan krizin sonuçlarını her gün hissediyoruz. Sınırın öbür tarafı binlerce kilometre uzakta değil; hemen yanı başımızda.
Bu nedenle Washington’dan gelen her yeni karar, bizim için yalnızca uluslararası haber değil, doğrudan yaşadığımız hayatın bir parçası.
Son sözüm şu:
Büyük devletlerin çıkarları değişebilir. Ama küçük ülkelerin ödediği bedeller bir telefon görüşmesiyle ortadan kalkmıyor.
Ve sanırım artık Finlandiya’nın da kendi çıkarlarını daha yüksek sesle savunmasının zamanı geldi.
Çünkü uluslararası siyasette saf olmak erdem olabilir; fakat saf yerine konulmayı kabullenmek zorunda değiliz.
Abdullah Bilal Dalkılıç HaberFin Haber Müdürü
1
TC Helsinki Büyükelçisi Ayşe Hilal Sayan Koytak görevine başladı
16602 kez okundu
2
Dünya’nın en çok bisiklet kullanan ülkeleri sıralaması
12221 kez okundu
3
Türk Ehliyeti İle Finlandiya’da Araba Kullanabilir miyim?
10546 kez okundu
4
Fin vatandaşlığı şartları değişiyor, B1 dil puanı şartı kaldırılıyor
9356 kez okundu
5
Finlandiya’da çalışma saati 6’ya düşüyor
9125 kez okundu
Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Detaylar için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası sayfalarını inceleyebilirsiniz.