

Finlandiya, uluslararası endekslerde yıllardır basın özgürlüğü konusunda en üst sıralarda yer alıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 2024 Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Finlandiya yine ilk beşte. Ancak bu yüksek sıralar, ülkede basının gerçekten özgür olduğu anlamına mı geliyor? Yoksa bu görünürdeki özgürlüğün arkasında oto-kontrollü, suya sabuna dokunmayan bir yayıncılık anlayışı mı yatıyor?
Fin basını genel anlamda hükümet sansürüne maruz kalmıyor. Ancak gazetecilerin bir kısmı, görünmeyen bir “etik filtre” aracılığıyla otosansür uyguluyor. Bu filtre, doğrudan hükümet baskısından değil, toplumsal normlar, mesleki kurallar ve kurumsal yapıların beklentilerinden doğuyor. Bu durum, özellikle kamu yayıncısı Yle gibi kuruluşlarda kendini daha çok hissettiriyor. Örneğin, haberlerde ele alınan olaylar sık sık genelleniyor, kişi ve kurum isimleri saklanıyor, olayın toplumsal etkisi yerine yüzeysel detaylara odaklanılıyor.
Polis Basın Bülteni örneği bu durumu net şekilde gözler önüne seriyor. Finlandiya’da medya kuruluşları her gün polis kaynaklarından gelen yüzlerce bildirime erişim sağlıyor. Ancak bu bültenlerin büyük kısmı ya içeriksiz ya da sıkı anonimleştirme nedeniyle gazetecilik açısından kullanılmaz durumda. Trafik kazaları, kayıp şahıslar, küçük hırsızlıklar gibi olaylar “haber varmış gibi” sunuluyor. Oysa ne kamuoyunu bilgilendirecek derinlikte detaylar veriliyor ne de olayların ardındaki yapısal sorunlar sorgulanıyor.
Finlandiya basını, genellikle olayları “dengeli ve etik” bir biçimde sunma eğiliminde. Ancak bu yaklaşım, kimi zaman gerçekleri filtrelemek, bazı meseleleri hiç haber yapmamak veya sadece resmi açıklamalarla yetinmek anlamına geliyor. Özellikle göçmenlerle, polis şiddetiyle veya devlet kurumlarıyla ilgili eleştirel haberlerde bu durum sıkça gözlemleniyor. Medyada muhalif seslerin eksikliği dikkat çekiyor. Türkiye’de, Rusya’da ya da İran’da iktidar baskısına rağmen cesur gazeteciler gerçekleri dile getirirken, Finlandiya’da böylesi “muhalif kalemler” neredeyse yok. Belki de bu sessizlik, baskıdan değil, sistemin kendi içinde geliştirdiği “uyum kültürü”nden kaynaklanıyor.
Helsingin Sanomat’ın iki muhabirinin orduyla ilgili hazırladığı ciddi araştırma haberi sonrası haklarında açılan soruşturma, Finlandiya’daki “ifade özgürlüğü” mitini sarsan önemli örneklerden biri oldu. On yılı aşkın süredir ceza tehdidiyle yargılanan gazeteciler, özgürlük sıralamasındaki düşüşün de sembolü haline geldi. Oysa bu olay birçok Avrupa ülkesinde ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilip kapatılabilirdi.
İltasanomat ve Iltalehti gibi tabloid gazeteler ise haberin magazinle birleştiği, gündemden çok “etkileşim” peşinde koşan bir yayın çizgisi izliyor. Okuyucu çekmek için çoğu zaman abartılı başlıklarla sunulan içerikler, toplumsal meseleleri yüzeyde tutarken gerçek gazetecilikten uzaklaşıyor. Bu tür medya kuruluşları kamuoyunu bilgilendirmekten çok, dikkat çekici olaylarla oyalamayı tercih ediyor.
Bir Jyväskylä Üniversitesi araştırmacısının dediği gibi:
“Finlandiya’daki özgürlükler iyi günler içindir. Finlandiya da sıkıştığı zaman otokratik devletlerden geri kalmayacak şekilde uygulamalara başvuruyor.”
Bu değerlendirme, özellikle Rusya sınırında alınan katı güvenlik önlemleri, sığınmacılara karşı uygulanan politikalar ve güvenlik gerekçesiyle medya üzerinde artan baskıların gölgesinde daha da anlam kazanıyor.
Finlandiya’da sansür, çoğu zaman doğrudan değil; “kendi içinden” ve “iyi niyetli etik ilkeler” aracılığıyla uygulanıyor. Bu durum bir yandan güvenli ve ölçülü bir medya ortamı yaratırken, diğer yandan toplumun bazı acı gerçeklerle yüzleşmesini geciktiriyor. Oysa demokrasinin sağlıklı işlemesi için yalnızca görünürde değil, içerikte de özgür bir medyaya ihtiyaç var.
Tarkan Tekten HaberFin Genel Yayın Yönetmeni
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
17725 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
10013 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
9027 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5168 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4742 kez okundu