
1990’lı yıllarda Finlandiya’ya taşındığımda burası bana adeta bir rüya gibi gelmişti. Özellikle devletin bireylere verdiği değer, fikirlerine saygı duyması ve insanı insan yerine koyan yaklaşımı o kadar derinden hissediliyordu ki… Bir yabancı olarak bu ülkenin insan merkezli sistemine hayran kalmıştım.
Asıl sınav, 1990’ların başında Somali’den gelen binlerce sığınmacıyla başladı. Beyazların arasında “çikolata renginde” insanların belirmesi birçok Fin için alışılmadık bir durumdu. Helsinki sokaklarındaki görüntüler değişmişti.
Fin devleti, hem bu yeni gelenleri topluma entegre etmek hem de giderek azalan nüfusa bir çözüm bulmak amacıyla büyük bir seferberlik başlattı. Alt yapı, temizlik ve sosyal hizmet gibi işlerde görev almaları beklenen sığınmacılar için dil, kültür ve yaşam adaptasyonu gibi konularda ciddi bütçeler ayrıldı.
Ancak aynı dönemde Sovyetler Birliği çöktü. Finlandiya, ihracatının yüzde 78’ini yaptığı Rusya’yı kaybedince ciddi bir ekonomik krize girdi. Bu döneme burada “Lama” (durgunluk) adı verildi. Ekonomik krizle birlikte, daha önce sığınmacılara sunulan birçok iş ve sosyal imkan Fin vatandaşları için elzem hale geldi. Bu da özellikle Somalili sığınmacılara yönelik ırkçı tepkilerin artmasına yol açtı.
Yine de, o dönemde şimdiki hükümetin yaptığı gibi sosyal yardımlar kesilmemişti. Entegrasyon programları devam etti. Hâliyle, bazı sığınmacılar bu sistemden ciddi kazanç sağladı. Örneğin bir Somalili, ülkedeki yakınlarına gönderdiği mektupta, “Burada parayı duvardan çıkarıyorsun,” diye yazıyordu. Bankamatiklerden hiçbir iş yapmadan bedava para alınabildiğini, sınırsız yiyip içilebildiğini anlatıyordu.
Bu tür anlatılar, özellikle Afrika’dan gelmek isteyenler arasında büyük bir iştah yarattı. İskandinav ülkelerine gelen mülteci sayıları hızla arttı. Başlangıçta iyi yardımlar alan, çocuklu ailelere daha fazla destek verilen bu sistem, bazıları tarafından kötüye kullanılmaya başlandı.
Örneğin bazı aileler, kendi ülkelerinde daha fazla çocukları olduğunu iddia ederek, fakir ailelerin çocuklarını yanlarında getirdi. Bu çocukları kendi evlatları gibi gösterip devlet yardımı aldılar, ardından sokakta terk etmeye kadar gittiler. Finlandiya bu suistimali fark edince, artık aile birleşiminde DNA testi zorunluluğu getirildi.
İyi niyetin suistimal edildiği o kadar çok örnek var ki, kitap yazılır. Ancak bugünkü hükümetin neden entegrasyon harcamalarını kısmak istediğini anlamak için bu geçmişi de göz önünde bulundurmak gerek.
Yıllar geçtikçe, özellikle Afrika’dan gelen bazı sığınmacıların sadece evde oturup çocuk yaptıkları yönündeki algılar yaygınlaştı. Irkçı söylemler arttı. Bugünkü hükümetin ortağı olan PS (Gerçek Finler) partisinin yükselişi, aslında 1990’lardan beri yaşanan bu olayların bir sonucudur. Geldiğimiz noktada, sığınmacılara karşı daha soğuk, dışlayıcı ve entegrasyonu engelleyen bir yaklaşım benimseniyor.
Ama biraz da iğneyi kendimize batırmamız gerekiyor. Çok çocuklu mülteci olarak Finlandiya’ya gelen, aldığı yardımlarla işyeri açan, bu işyerlerini başka kişilerin üzerine kurarak kendi yardımlarını kesilmekten kurtaran, aldığı yardımlarla ülkesine tatil yapmaya giden insanlar biliniyor. Tatilini yarıda kesip bu ülkeye dönerek sosyal görevliden parasını alan, sonra tekrar tatile devam edenler…
Bu art niyetli davranışlar, hem sistemi yıprattı hem de gerçekten ihtiyaç sahibi olan sığınmacıların da zarar görmesine neden oldu. Hükümet ekonomik zorluklara girince, ne yazık ki kurunun yanında yaş da yanmaya başladı.
Gelecek yıl için mültecilere ayrılan bütçenin yalnızca 27 milyon euro olması planlanıyor. Ancak onu da kesmek istedikleri konuşuluyor.
Avrupa’nın birçok yerinde sokakta yaşayan insan sayısı artıyor. Amerika’da bu sayı 20 milyonun üzerinde. Finlandiya’da ise soğuk iklim nedeniyle kimse sokakta yaşayamıyor. Ancak savunma ve güvenlik gibi hayati alanlara yönlendirilen bütçe, sosyal yardımların kısılmasına yol açacak gibi görünüyor. Bu da buz gibi sokaklarda yaşayan insanların ortaya çıkmasına neden olabilir. Milliyetçi siyasetçiler, “Bu ülkeyi beğenmeyen yabancılar gidebilir,” diyor.
İlk kesintiler dil eğitimi ve diğer entegrasyon programlarında yaşanıyor.
Yine de umudumu kaybetmiyorum. Çünkü kötü zamanlar güçlü insanlar yaratır. 1990’larda yaşanan kriz döneminde de mülteciler zorlanmıştı. Ama bugün o mülteciler arasında doktorlar, avukatlar, iş insanları, hemşireler, öğretmenler yetişti.
Otobüs ve taksi şoförlerinden restoran çalışanlarına kadar, yabancı mültecilerin Finlandiya’nın alt yapısına çok ciddi katkı sağladığını bugün görebiliyoruz. Özellikle Somalililer… Bir zamanlar sosyal yardımlarla geçinen o insanlar, öyle çocuklar yetiştirdiler ki bugün Finlandiya hastanelerinde Somalili doktorlar görmek mümkün.
Finlandiya’da doktor olmak –hele bir Afrikalı için– hiç kolay değil. Eğitim sistemi çok zorlu. Ama bu başarılar, imkansızı başaran insanların varlığını bize gösteriyor.
Bugünkü hükümetin ırkçı yaklaşımının rahatsız edici olduğunu vurgularken, bu yaklaşımların hangi nedenlerden beslendiğini de unutmamak gerekiyor.
Ve son olarak… Finlandiya’da nüfusun artması için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerektiğine inanıyorum.
Abdullah Bilal Dalkilic HaberFin Editörü
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
17742 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
10015 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
9027 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5168 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4742 kez okundu