

Finlandiya’nın önde gelen medya organlarından Iltalehti, Turku ve Helsinki’de işlenen farklı cinsel saldırı olaylarını 8 ve 9 Kasımda sayfalarına taşıdı. Ancak haberlerin sunuluş biçimindeki ayrıntı dikkat çekiciydi.
Birinci haberde, herhangi bir sansür uygulanmadan failin ismi açıkça yazılmıştı. Buna karşılık ikinci haberdeki, faillerin kimliği, milliyeti ya da dini kökeni hakkında tek bir kelime bile yer almıyordu.
Bu fark, Finlandiya medyasının son yıllarda giderek daha fazla tartışılan bir sorusunu yeniden gündeme getiriyor: Basın özgürlüğü ile etik sorumluluk arasındaki sınır nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Finlandiya’da medya, genel olarak yüksek etik standartlara bağlılığıyla bilinir. Basın Konseyi’nin (JSN) yönergeleri açık: Bir suç haberinde failin kimliği yalnızca “kamu yararı” varsa paylaşılmalıdır. Örneğin fail kamu görevlisiyse, toplum güvenliğini doğrudan ilgilendiriyorsa veya dava kamuoyunda büyük yankı uyandırıyorsa kimlik açıklanabilir.
Ne var ki pratikte bu ilke her zaman eşit biçimde uygulanmıyor.
Failin ismi “Fin” kökenli olduğunda medya genellikle kimliği gizli tutmayı tercih ederken, göçmen veya Müslüman isimler taşıyan kişiler söz konusu olduğunda isimlerin ve milliyetlerin haberde açıkça yazılması sıkça görülüyor.
Bu durum, hem haberin nesnelliğini hem de toplumsal algıyı etkiliyor. Çünkü bir ismi görmek, okurda bir kimlik çağrışımı yaratır; bu çağrışım da farkında olmadan bir genelleme duygusuna dönüşebilir.
Fin medyası, özellikle 2015’ten sonraki göç dalgasıyla birlikte, toplumun bir kesiminde artan “göçmen suçları” söylemine zaman zaman duyarlılık gösterdi. Bu da bazı editoryal kararlarda, “kamuoyu baskısı”nın “kamu yararı”nın önüne geçmesine neden oldu.
Halbuki gazeteciliğin özü, bireyi değil eylemi haberleştirmektir. Suç, failin kimliğinden bağımsız olarak haber değeri taşır. Ancak failin milliyetini vurgulamak, çoğu zaman habere bilgi değil, önyargı ekler.
Finlandiya gibi hukukun üstünlüğünü temel alan bir ülkede, medyanın da bu dengeyi gözetmesi beklenir. Eğer bir haber, failin kökenine göre farklı biçimde yazılıyorsa, bu yalnızca etik bir sorun değildir; aynı zamanda toplumsal adalet duygusunu da zedeler.
Zira bir hukuk devletinde isimler değil, fiiller yargılanır. Fakat medya, seçici bir dil kullandığında, mahkeme kararından önce kamuoyu yargısı devreye girer.
Gazeteciliğin görevi suçluyu ifşa etmek değil, gerçeği görünür kılmaktır.
Bir failin ismini açıklamak, ancak toplum güvenliği açısından zorunluysa yapılmalıdır. Aynı suçu işleyen iki kişiden birinin kimliği açıklanıyor, diğerininki gizleniyorsa, bu yalnızca gazeteciliğin değil, toplumun vicdanının da sınavıdır.
Fin medyası, özgür ve güvenilir basın olma geleneğini sürdürmek istiyorsa, kökeni ne olursa olsun herkes için haberde eşitlik ilkesine geri dönmelidir.
Tarkan Tekten HaberFin Genel Yayın Yönetmeni
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
17568 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
10005 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
9020 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5159 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4739 kez okundu