
Türkiye’deki ahlak eğitimi derslerine kimlerin girmesi gerektiği konusunda biraz düşünelim. Bu derslerin Avrupalılar, özellikle de İskandinavlar tarafından verilmesi gerektiğini iddia etmek provokatif görünebilir, ancak anlatacağım birkaç örnek, bu fikrin neden dikkate değer olduğunu gösterebilir.
Bir Türk firması, Finlandiyalı bir yazılım şirketine bir sipariş verir. İşin bedeli başlangıçta 18 bin Euro olarak belirlenir, ancak pazarlıkla rakam 15 bin Euro’ya düşürülür. İş tamamlanır ve teslim edilir. Türk firma ödeme yapmak için karşı taraftan fatura ister. Finlandiyalı şirket 13 bin Euro’luk bir fatura gönderir. Türk firma şaşkınlıkla, “Anlaştığımız rakam 15 bin Euro idi, fatura yanlış olmalı,” diye belirtir. Ancak Finlandiyalı şirketin yanıtı çarpıcıdır: “Hata yok. İşi düşündüğümüzden daha kısa sürede bitirdik, dolayısıyla size maliyetimiz daha az oldu.”
Bu hikâyeyi duyduğunuzda ne hissedersiniz? Hayret mi? Takdir mi? Yoksa kendi sistemimizde böyle bir ahlak anlayışının mümkün olmadığını düşünerek buruk bir gülümseme mi?
Kendi yaşadığım başka bir olayı anlatayım. Finlandiya’da dil öğrenmek için katıldığım kurs, beni dil pratiği yapmam ve iş dünyasını tanımam için bir aylığına ücretsiz bir staja gönderdi. Stajımı başarıyla tamamladım ve çalıştığım iş yeri beni part-time işe aldı. Bir süre sonra kursum yeniden staja gitmemi istedi ve tekrar aynı iş yerinde bir aylık ücretsiz staj yaptım. Ancak bu kez ay sonunda beklenmedik bir durumla karşılaştım: Hesabıma hatırı sayılır bir miktarda para yatırılmıştı.
Hemen iş yerinin patronu Pekka’yı aradım. Para yatırılmasının bir yanlışlık olduğunu düşündüm. Pekka’nın cevabı beni hayrete düşürdü: “Bu senin hakkın. Yaptığın çalışmaya karşılık.” Aslında staj boyunca bir ödeme yapılması gerekmiyordu. Ama Pekka, bunun benim hakkım olduğuna inanmış ve kendi ahlak anlayışıyla hareket etmişti.
Olaylar bununla da bitmedi. Çalışmaya devam ederken işlerim yoğunlaştı ve bir süre sonra işten ayrıldım. Ancak resmi çıkışım yapılmamıştı. Aylar sonra, mayıs ayında hesabıma tekrar para yatırıldığını fark ettim. Pekka’ya durumu sordum. Cevabı yine ahlak dersleri gibiydi: “Bu, tatil parası. Burada her çalışan yılda bir kez hak eder.”
Bu olaylar bana, kendi ülkelerindeki bazı işverenlerin tavırlarını hatırlattı. Finlandiya’da göçmen işçileri kaçak çalıştıran, sigorta yapmayan ve haklarını vermeyen, çoğu zaman da “ahlak” ve “inanç” konularında hassasiyet göstermeyi seven işverenler… Aradaki çelişkiyi fark etmemek imkânsız.
Burada mesele, bir milletin ya da bir kültürün üstünlüğü değil. Finlandiyalı işverenlerin bana gösterdiği davranış, sadece ahlakın kağıt üzerinde yazılı bir kural değil, yaşamın her alanına işleyen bir değer olduğunu gösteriyor. Bizim de bu anlayıştan öğreneceklerimiz var.
Elbette kendi toplumumuzun güzel örnekleri de yok değil, ancak ahlakı sadece dinle ya da gelenekle sınırlamak yerine, bireysel dürüstlük ve etik davranış üzerinden yeniden inşa etmeyi öğrenmeliyiz. Belki bir gün, ahlak derslerini biz verecek seviyeye geliriz. Ama o zamana kadar, İskandinavların öğretecekleri çok şey var.
Ahlak nedir tanımı?
Ahlak Türk dil kurumu sözlüğüne göre bireylerin toplumda uyması gereken yazılı olmayan kurallar olarak bilinmektedir. Diğer bir tabir ile bireyin çevresine ve yaşadığı topluma zarar vermeden uyum sağlamasıdır.
Bir Türkiye ve Finlandiya gözlemcisi
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
17539 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
10004 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
9020 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5158 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4739 kez okundu
Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Detaylar için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası sayfalarını inceleyebilirsiniz.