

Finlandiya bugün tuhaf bir çelişki yaşıyor. Bir yanda çalışan bir toplum var; fabrikalar dönüyor, ofisler dolu, insanlar hâlâ üretimde.
Öte yanda ise Avrupa Birliği’nin en yüksek işsizlik oranı: yüzde 10,6.
Yle1’de dinlediğim tartışma bu çelişkiyi çok iyi özetliyordu. Eskiden işsizlik arttığında, ülkede yapılan toplam çalışma saati de düşerdi. Yani ekonomi gerçekten yavaşlardı. Bugün ise tablo farklı: İşsizlik yükseliyor ama ülkede yapılan toplam iş saati neredeyse aynı kalıyor.
Bu ne demek?
Bu, Finlandiya’da işlerin tamamen durduğu anlamına gelmiyor. Aksine, mevcut işler korunuyor. Ama iş arayanların sayısı hızla artıyor. Daha fazla yaşlı insan çalışmak istiyor. Göçle gelen yeni insanlar iş piyasasına giriyor. Gençler iş arıyor.
Fakat ekonomi büyümediği için yeni işler doğmuyor. Sorun, insanların çalışmak istememesi değil; sorun, ekonominin yeni iş üretmemesi.
Finlandiya’nın klasik refleksi burada yeniden sahneye çıkıyor:
“Bizi ihracat kurtarır.”
Bu ülke tarih boyunca krizlerden ihracatla çıktı. Orman ürünleriyle, makinelerle, teknolojiyle, gemilerle… Bugün de umut yine dış dünyada aranıyor.
Panelde de vurgulanan şey buydu: Çin ve ABD’de hareketlenme var, ama Avrupa hâlâ ağır. Finlandiya için asıl pazar AB olduğu için toparlanma gecikiyor.
Tam bu noktada Mercosur gibi yeni ticaret anlaşmaları devreye giriyor.
Mercosur, İspanyolca Mercado Común del Sur yani Güney Ortak Pazarı demek.
1991’de Arjantin, Brezilya, Paraguay, Uruguay tarafından kurulmuş bir ekonomik entegrasyon bloğu. Amaç:
Üye ülkeler arasında serbest ticaret (mal ve hizmetlerin daha kolay dolaşımı)
Ortak dış tarife politikası
Ekonomik iş birliğini güçlendirme.
AB ile Güney Amerika’daki Mercosur ülkeleri (Brezilya, Arjantin, Uruguay, Paraguay) arasında hazırlanan serbest ticaret anlaşması, Avrupa için olduğu kadar Finlandiya için de yeni bir kapı anlamına geliyor. Bu tür anlaşmalar, sadece gümrük vergilerini düşürmekten ibaret değil; aynı zamanda “dünya yeniden hareketleniyor” mesajı veriyor.
Finlandiya gibi ihracata bağımlı bir ülke için bu, şundan başka bir şey değil:
Yeni pazar ihtimali.Yeni sipariş ihtimali.Yeni üretim ve yeni iş ihtimali.
Ama işin bir de psikolojik tarafı var.
Geçen hafta Finlandiya Merkez Bankası açıkladı:
Fin hanelerinin banka hesaplarındaki para miktarı rekor kırdı – yaklaşık 116 milyar euro.
Yani ülkede para var. Ama bu para dolaşmıyor. İnsanlar harcamıyor. Çünkü korkuyorlar.
İşini kaybetmekten korkuyorlar. Evlerinin değerinin düştüğünü görüyorlar. Geleceğin belirsiz olduğuna inanıyorlar.
Bu yüzden para hesaplarda “donmuş” halde duruyor. Bu bir tasarruf başarısı değil; bu bir korku ekonomisinin göstergesi.
Ekonomi dönmeyince, iş yaratılmıyor. İş yaratılmayınca, işsizlik artıyor. İşsizlik arttıkça, korku büyüyor.Korku büyüdükçe, insanlar harcamıyor.
Bir kısır döngü.
İşte Mercosur gibi anlaşmaların önemi burada başlıyor. Bunlar yalnızca ticari metinler değildir. Aynı zamanda topluma verilen bir mesajdır:
“Dünya kapalı değil. Pazarlar var. Gelecek tamamen karanlık değil.”
Finlandiya’nın bugün ihtiyacı olan şey sadece yeni fabrikalar değil ,aynı zamanda yeni bir psikolojik eşik.“Bu ülke yeniden büyüyebilir” duygusu.
Çünkü ekonomi, yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi, aynı zamanda insanların geleceğe olan inancıdır.
Abdullah Bilal Dalkilic HaberFin Editöru
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
17139 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
9865 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
8867 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5007 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4636 kez okundu
Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Detaylar için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası sayfalarını inceleyebilirsiniz.
Emegine sağlık Abdullah bey