
Yaklaşık bir aydır yayın yapamıyoruz. Siz okuyucularımızdan özür diliyoruz.
Hayat, bazen hiç beklemediğiniz bir anda sizi sertçe durdurabilir. Her şey yolundayken, sağlık yerindeyken, gelecek için planlar yapılırken… Bir anda karşılaştığınız bir sürprizle tüm dengeler altüst olabilir. Benim başıma gelen de tam olarak böyle bir şeydi.
Bir perşembe akşamı, evime döndüğümde her şey olağandı. Günlük yorgunlukla kanepeye uzanmış, akşam yemeğinden önce biraz kestirmeyi planlamıştım. Ne var ki o kısa uyku, beni bambaşka bir gerçeğe uyandırdı. Uyandığımda başucumda panik içindeki 13 yaşındaki kızımı ve birkaç sağlık görevlisini gördüm. Gözlerimi açabildiğimde fark ettim ki; konuşma ve anlama yetimi, belki de hafızamı yitirmiştim.
Dilimi istem dışı ısırdığım için ağzımdan kan gelmeye başlamış ve baygınlıktan dolayı da bilincim kapanmıştı. Kızım olağanüstü bir soğukkanlılıkla durumu kontrol altına almış, annesi evde olmadığı hâlde sağlık ekiplerini haberdar etmişti. Acil servis eve gelene dek onlarla irtibat hâlinde kalmış, yardım etmişti. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar hastanedeydim. Tetkikler yapıldı, ciddi bir bulguya rastlanmayınca sabaha karşı taburcu edildim.
Ertesi sabah her şey “normal” görünüyordu. Akşama kadar normal işlerime devam ettim. Günlük telaşlar arasında tekrar yorgun bir şekilde aynı kanepeye uzandım. Ama bu sefer eşim evdeydi. Ve yine ağzımdan kan gelmeye başlayınca olay farklı bir boyut kazandı. Eşim panik içinde üst komşumuza koştu – kendisi aynı zamanda gazeteci meslektaşım ve dostum. Hızlıca acil servis bilgilendirildi. Ambulansla tekrar hastaneye kaldırıldım. Bu kez hastaneden çıkışım 5-6 günü buldu.
O süre boyunca beni ilaçlarla uyuttular. Pek çok arkadaşım ziyaret etti. Maddi manevi desteklerini eksik etmediler. Gazetemizin haber editörü Abdullah Dalkılıç, eşiyle birlikte Helsinki’den kalkıp Jyväskylä’deki hastaneye geldi. Sadece o değil, adını anamadığım onlarca dostum yanımdaydı. Hepsine minnettarım.
Bu satırları yazmamın amacı ne acındırmak ne de dikkat çekmek. Asıl mesele şu: Hayat ile ölüm arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu paylaşmak istiyorum. Sağlıklıyken ölüm çok uzak gibi geliyor. Oysa değil. Hayat kadar gerçek, hayat kadar yakın.
İlk kriz ile ikinci kriz arasında geçen 24 saat… Fiziken hayattaydım ama ruhen bambaşka bir âlemdeydim. Anlatılması zor, tarif edilmesi neredeyse imkânsız bir ruh hâliydi. Allah’ın varlığına zaten inanan biriydim ama bu deneyim, O’nu bedenimin her zerresinde daha fazla hissetmemi sağladı.
Hayat, her zaman planladığımız gibi ilerlemiyor. Bazen bizi sarsıyor, bazen hatırlatıyor: Gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece yaşadığımızı mı sanıyoruz?
Tarkan Tekten HaberFin Genel Yayın Yönetmeni
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
19608 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
10274 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
9202 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5353 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4867 kez okundu