DOLAR 45,0748 0.04%
EURO 52,7831 -0.08%
ALTIN 6.586,47-1,04
BITCOIN 3407822-0,91%
İstanbul
15°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Ben ışığı seçtim, mutlu olmaya karar verdim
107 okunma

Ben ışığı seçtim, mutlu olmaya karar verdim

ABONE OL
14 Şubat 2026 12:36
Ben ışığı seçtim, mutlu olmaya karar verdim
3

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu hafta sonunuzu böylesine ağır bir konuyla meşgul etmek istemezdim. Fakat bazı gerçekler vardır ki, insan yazmadan duramaz. Hepiniz, yayımlandığı kadarıyla, Epstein dosyalarının iğrençliğini biliyorsunuz. Dünyanın farklı yerlerinde kaybolan çocuklar, karanlık ilişkiler ağları, elit çevrelerle bağlantılar… Modern dünyanın en kirli dosyalarından biri olarak hafızalara kazındı.

Ancak insan kötülüğü yalnızca o karanlık adada yaşanmıyor. Başka ülkelerde, başka evlerde, başka hayatlarda da sürüyor.

Fransa’nın Avignon kentinde görülen bir dava, modern Avrupa’nın en karanlık odalarından birinin kapısını araladı. Bir koca, yıllar boyunca eşini ilaçla bayıltıp onlarca erkeğe tecavüz ettirdi. Ve o erkekler… ne mafyaydı ne yeraltı örgütleri. Sıradan adamlardı. Komşularımız, iş arkadaşlarımız, aile babaları…

Uyuşturulmuş bir kadına, hiçbir direnme imkânı olmayan bir insana, sırayla tecavüz eden sıradan erkekler.

Bu gerçekle yüzleşmek insanı ürpertiyor. Çünkü kötülüğün bazen marjinal değil, sıradan olabildiğini gösteriyor.

İnsanın cinsel zaafları, kontrol edilmediğinde, kişinin içinde yakıcı bir ateşe dönüşebiliyor. Tarih boyunca bunun sayısız örneği var. Türkiye’de yıllarca konuşulan bir davada, altı yaşındaki bir kız çocuğu “evlilik” adı altında yetişkin bir erkekle birlikte yaşamaya zorlandı. Yıllar süren istismar, ancak kadın yetişkin olduğunda ortaya çıkabildi. Fail bugün cezaevinde. Ama geride, onarılamaz bir çocukluk kaldı.

Benzer acılar dünyanın başka yerlerinde de yaşanıyor. Hindistan’ın bazı yoksul bölgelerinde çocuk yaşta evlilikler hâlâ sürüyor. Yoksulluk, gelenek ve yanlış inançların birleştiği bu döngüde, küçük kızlar henüz çocukken evlendiriliyor; bir kısmı erken yaşta hamilelik ve doğum sırasında hayatını kaybediyor. İzlediğim bir belgeselde, küçücük bir kızın her sabah kocasının ayaklarına dokunarak “sen olmasaydın ailem aç kalırdı” diye dua etmeye zorlandığını görmek insanın içini parçalıyor.

Bütün bu örnekler bize tek bir gerçeği hatırlatıyor:
İnsanlık ilerliyor olabilir, ama insanın içindeki karanlık aynı hızla yok olmuyor.

Avrupa uzun zamandır kendini insan haklarının, kadın güvenliğinin ve hukukun üstünlüğünün kalesi olarak anlatır. Bu değerler elbette vardır ve korunmalıdır. Nitekim Fransa’daki dava da, bütün dehşetine rağmen, hukukun işlediğini gösteriyor. Suçlar ortaya çıkarılıyor, yargılanıyor, cezalandırılıyor.

İşte bu noktada Finlandiya gibi ülkelerin değeri daha iyi anlaşılıyor. Hukukun işlediği, insan onurunun korunduğu, çocukların ve kadınların güvenliğinin ciddiye alındığı toplumlar kolay oluşmuyor. Uzun bir kültür, eğitim ve hukuk birikimi gerektiriyor.

Helsingin Sanomat’ta okuduğum röportajda, yıllarca uyuşturularak tecavüze uğrayan kadın şunu söylüyordu:
“Ben ışığı seçtim. Mutlu olmaya karar verdim.”

Bu cümle, insanın karanlıktan sonra bile yeniden doğabileceğini gösteriyor. Utanç suçlunun olmalı, kurbanın değil.

Dünyanın neresinde olursa olsun, çocuklara ve kadınlara yönelik her istismar, insanlığın ortak yarasıdır. Ülkeler, dinler, kültürler değişebilir; ama zulmün adı değişmez.

Ve belki de bize düşen, o kadının yaptığı gibi, karanlığı teşhir etmekten vazgeçmemektir. Çünkü kötülük en çok sessizlikte büyür.

Işığı seçenlerin çoğalması dileğiyle.

Not: Fransa’daki bu davayı Helsingin Sanomat’ta yayımlanan röportajı okuduktan sonra, yaşananların boyutunu sizlere de aktarmak istedim.

Abdullah Bilal Dalkılıç HaberFin Editörü

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Detaylar için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası sayfalarını inceleyebilirsiniz.