
Modern dünyanın en dikkat çekici kültürel ayrımlarından biri, insanların birbirine nasıl hitap ettiği ve birbirini hangi ölçütlerle değerlendirdiğinde ortaya çıkıyor. Özellikle Batı toplumlarında ilk karşılaşmalarda dikkat çeken şey; unvanların, statü göstergelerinin ve hiyerarşik dilin gündelik hayatın merkezinde yer almamasıdır. İnsanlar birbirlerine çoğu zaman yalnızca isimleriyle seslenir. Öğrenci öğretmenine, çalışan yöneticisine, hatta yeni tanışan iki insan birbirine “bey”, “hanım”, “hocam”, “müdürüm” gibi sıfatlar kullanmadan konuşabilir. Dışarıdan bakıldığında bu durum kimi toplumlara mesafesiz ya da fazla rahat gelebilir. Oysa mesele saygının azalması değil, saygının biçim değiştirmesidir.
Çünkü Batı kültüründe saygı, çoğu zaman makamdan değil, bireyin varlığından doğar. Kişinin taşıdığı unvan değil, ortaya koyduğu karakter önemsenir. Bu nedenle insanlar yeni tanıştıkları birine “Ne iş yapıyorsunuz?”, “Kaç para kazanıyorsunuz?”, “Evlendiniz mi?”, “Hangi siyasigörüştesiniz?” gibi soruları sormakta oldukça temkinlidir. Hatta birçok ülkede bunlar özel hayatın ihlali olarak değerlendirilir. İnsanlar önce karşısındakinin insan yönünü tanımak ister; ekonomik, sosyal ya da ideolojik etiketlerini değil.
Daha da dikkat çekici olanı ise medeni durumun bile çoğu zaman görünür bir kimlik unsuruna dönüştürülmemesidir. Evli ya da nişanlı bireylerin yüzük takma konusunda bizim toplumumuzdaki kadar belirgin bir hassasiyet göstermemesi aslında aynı anlayışın uzantısıdır. Çünkü orada birey, ait olduğu kategorilerle değil, kendi kişisel varlığıyla kabul görmek ister.
Bu yaklaşımın toplumsal karşılığı oldukça nettir:
“Sen benim statüme değil, kişiliğime odaklan. Ne olduğuma değil, kim olduğuma bak.”
Belki de çağımızın en büyük meselelerinden biri tam olarak budur. İnsanları isimlerinden önce sıfatlarıyla tanıyoruz. Diplomasını, makamını, gelirini, çevresini öğrenmeden sağlıklı bir ilişki kurmakta zorlanıyoruz. Oysa insanı değerli yapan şey; kartvizitindeki unvan değil, zihnindeki birikim ve kalbindeki ahlaktır.
Bugün modern toplumların ulaştığı bireysel özgürlük anlayışının temelinde de bu düşünce yatıyor. İnsanların kendilerini sürekli kanıtlamak zorunda hissetmediği, sosyal statüler üzerinden yarışmadığı bir kültür, daha sakin ve daha eşit ilişkiler üretebiliyor. Çünkü gerçek saygı, korkudan veya hiyerarşiden değil; insan olmanın ortak değerinden besleniyor.
Belki bizim de yeniden düşünmemiz gereken soru şu:
Bir insanla karşılaştığımızda gerçekten onu mu görüyoruz, yoksa taşıdığı etiketleri mi?
Sibel Tekten HaberFin Genel Yayın Koordinatörü
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
17777 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
10019 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
9032 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5170 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4742 kez okundu
Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Detaylar için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası sayfalarını inceleyebilirsiniz.