

Sara Seppänen yine konuşmuş…
Finlandiya’da seçim atmosferi yaklaşırken bazı siyasetçilerin dili de nedense hep aynı noktaya dönüyor:
Önce Müslümanları hedef göster, sonra toplumda korku üret, ardından bu korkudan siyasi oy devşirmeye çalış.
Bu yöntem yeni değil.
Dünyanın birçok ülkesinde milliyetçi-popülist siyasetin klasik taktiklerinden biri budur. Özellikle ekonomik sıkıntıların arttığı, toplumun huzursuz olduğu dönemlerde, “ortak tehdit” üretmek en kolay siyasi propaganda yöntemlerinden biri haline gelir.
Bugün Finlandiya’da da benzer bir tabloyu görüyoruz.
Rovaniemi’den bir milletvekili çıkıyor, sanki Finlandiya’da şeriat mahkemeleri sokakları ele geçirmiş gibi konuşuyor. Sanki ülkede kadın haklarını ortadan kaldırmaya çalışan organize bir İslami rejim kurulmuş gibi bir atmosfer oluşturuluyor.
Gerçekten Finlandiya’nın temel problemi bu mu?
Yoksa amaç, yaklaşan seçimler öncesinde korku siyasetiyle belirli seçmen gruplarını konsolide etmek mi?
Bu soruyu sormak gerekir.
Çünkü Finlandiya’da yıllardır benzer söylemleri kullanan siyasetçilerin nasıl yükseldiğini gördük. Özellikle Jussi Halla-aho gibi isimlerin kullandığı sert göçmen ve Müslüman karşıtı dilin, belirli kesimlerden nasıl oy topladığı herkesin malumu.
Bugün aynı yöntem yeniden devreye sokuluyor.
Dikkat edin, seçim günleri yaklaştıkça bu tür söylemler daha da sertleşecektir.
Yabancılar, göçmenler, özellikle de dini kimliği görünür olan Müslümanlar daha fazla hedef haline getirilecektir.
Çünkü toplumdaki bazı korkular siyaset için kullanışlıdır.
Üstelik Finlandiya gibi giderek sekülerleşen bir toplumda bu söylemler daha kolay alıcı bulabiliyor. Kiliselerden her yıl binlerce insan ayrılıyor. Kendini ateist veya dinsiz olarak tanımlayan insanların oranı oldukça yüksek seviyelere çıkıyor. Böyle bir ortamda dini hayatı en görünür şekilde yaşayan topluluklardan biri Müslümanlar olunca, bazı popülist siyasetçiler bunu kolay bir propaganda alanına dönüştürüyor.
Ancak burada bilinçli şekilde yapılan çok önemli bir manipülasyon var:
“İslam” ile “İslamizm” aynı şeymiş gibi gösteriliyor.
Elbette demokrasiye karşı olan her türlü radikal yapı eleştirilebilir. Buna kimsenin itirazı olmaz. Ancak Somali’deki kültürel bir uygulamayı alıp bütün Müslümanlara mal etmek ne kadar doğruysa, Batı dünyasındaki kilise skandallarını bütün Hristiyanlara mal etmek de o kadar yanlıştır.
Kadın sünneti gibi insanlık dışı uygulamalar kültürel meselelerdir. Bunları bütün bir dine yüklemek cehaletten başka bir şey değildir.
Üstelik bugün kadın hakları konusunda dünyaya ders vermeye çalışan Avrupa’nın kendi tarihine biraz bakması gerekir.
Daha birkaç on yıl öncesine kadar Avrupa’da kadınların toplumdaki yeri ciddi şekilde tartışılıyordu. Hatta İngiltere’de geçmiş yüzyıllarda din adamlarının “kadın insan mıdır?” tartışmaları yaptığı tarihi bir gerçektir.
Öte yandan İslam’ın kutsal kitabında, bundan 1400 yıl önce kadın ve erkek birlikte muhatap alınmıştır.
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar…” diye başlayan ayetler vardır.
Kadının miras hakkından, ekonomik haklarından, şahsi kimliğinden söz edilmiştir.
Hz. Meryem adına bir sure bulunmaktadır.
Bunları görmeden, bugünkü bazı kültürel sorunları doğrudan İslam’a yüklemek entelektüel dürüstlük değildir.
Ama burada Müslümanların da düşünmesi gereken önemli bir mesele var.
Bazı aşırı sağcı siyasetçiler bilinçli şekilde provokasyon üretir. Çünkü bilirler ki öfkeli tepkiler onların işine yarar. Sosyal medyada hakaret eden, tehdit savuran veya saldırgan tavırlar sergileyen her kişi, aslında bu popülist siyasetçilerin reklamını yapmış olur.
Bu nedenle aklıselim sahibi Müslümanların bu tür provokasyonlara kapılmaması gerekir.
Çünkü Finlandiya bir hukuk devletidir.
Bu ülkede herkesin inanç özgürlüğü olduğu gibi, eleştiri hakkı da vardır.
Asıl mesele şudur:
Bir toplum, özgürlüğü sadece kendi gibi düşünenler için mi savunacak, yoksa herkes için mi?
Eğer Finlandiya gerçekten demokratik bir hukuk devleti ise, o zaman burada sadece ateistlerin değil; Müslümanların, Hristiyanların, Yahudilerin, Budistlerin, Sihlerin ve hiçbir dine inanmayanların da eşit şekilde yaşama hakkı vardır.
Demokrasi tam da budur.
Ve gerçek demokrasi, çoğunluğun hoşuna gitmeyen insanların haklarını da koruyabildiği zaman anlam kazanır.
Abdullah Bilal Dalkılıç HaberFin Editörü
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
17879 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
10032 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
9050 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5181 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4751 kez okundu
Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Detaylar için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası sayfalarını inceleyebilirsiniz.