

Belki de insanlık tarihinin en çok tartışılan ve insan hayatını en doğrudan etkileyen konularının başında beslenme geliyor. Yani yiyecek ve içecek meselesi…
Dünyanın birçok bölgesinde insanlar hala “hayatta kalabilmek için ne bulursa yeme” mücadelesi verirken, başka toplumlarda ise gıda bolluğu içinde obeziteyle mücadele eden, hangi diyeti uygulayacağına karar veremeyen milyonlar bulunuyor.
Bir tarafta hayatı boyunca ağzına hayvansal ürün koymayan insanlar var, diğer tarafta ise tamamen et ağırlıklı beslenen topluluklar… Kültürler, inançlar, ekonomik şartlar ve sosyal medya etkisi, insanları birbirinden çok farklı ve bazen de dengesiz beslenme biçimlerine sürüklüyor.
Finlandiya’da son günlerde medyada ve özellikle sosyal medyada beslenme tartışmalarının yeniden alevlendiğini görüyoruz. Hızlı kilo verme vaat eden diyetler, tamamen bitkisel beslenme akımları, “mucize iyileşme” hikayeleri ve bilimsel dayanağı zayıf tavsiyeler toplum üzerinde ciddi etki oluşturuyor.
Özellikle Yle ekranlarında yayınlanan ve Tampere ile Helsinki üniversitelerinden uzmanların katıldığı tartışma programı dikkat çekiciydi. Programda yalnızca beslenme değil; modern toplumun bilgiye nasıl ulaştığı, sosyal medyanın insan psikolojisini nasıl etkilediği ve insanların neden sürekli yeni diyetlerin peşinden koştuğu da ele alındı.
Uzmanların altını çizdiği en önemli noktalardan biri şuydu:
“Beslenme artık sadece sağlık meselesi değil; aynı zamanda kimlik, ideoloji, moda ve sosyal medya gösterisine dönüşmüş durumda.”
Gerçekten de günümüzde insanlar yalnızca karın doyurmak için yemek yemiyor. Yedikleri yemeklerle bir kimlik inşa ediyor, sosyal medyada kendilerini ifade ediyor, hatta bazen ait oldukları ideolojik grubun parçası haline geliyorlar.
Eskiden dinler insanların ne yiyeceğini belirliyordu. Bugün ise bu rolü büyük ölçüde algoritmalar üstlenmiş gibi görünüyor.
Instagram’da birkaç video izleyen bir kişi, kısa süre içinde kendisini:
Oysa Finlandiyalı uzmanların dikkat çektiği gerçek çok daha sade:
İnsan bedeni aşırılıklardan çok dengeyi seviyor.
Programda konuşan uzmanlar, özellikle sağlık çalışanlarının kişisel ideolojileri yerine bilimsel rehberlere bağlı kalması gerektiğini vurguluyor. Çünkü ciddi hastalıklarla mücadele eden insanların karşısına aşırı yasaklarla dolu katı diyetler çıkarmanın hem psikolojik hem de fizyolojik riskler taşıdığı belirtiliyor.
Örneğin tamamen yağsız, tuzsuz ve şekersiz beslenme modellerinin özellikle yaşlı insanlar açısından sürdürülebilir olmadığı ifade ediliyor. Çünkü yemek sadece “yakıt” değildir. Aynı zamanda mutluluk, sosyallik, alışkanlık ve yaşam kalitesidir.
Belki de programın en çarpıcı cümlesi şuydu:
“Kimse uzun süre sevmediği bir yemeği yiyemez.”
Bu aslında modern diyet endüstrisinin en büyük açmazını da ortaya koyuyor. İnsanlar hızlı sonuç istiyor. Sosyal medya ise sabır değil, hız satıyor.
Bir başka dikkat çekici nokta ise ekonomik gerçeklerdi.
Araştırmalara göre insanlar markette seçim yaparken ilk sıraya sağlığı değil:
Özellikle Avrupa’daki ekonomik sıkışıklık düşünüldüğünde bu oldukça anlaşılır bir durum. İnsanlar çoğu zaman “en sağlıklı ürünü” değil, “bütçesine uygun olanı” satın alıyor.
Aslında uzmanların verdiği mesaj oldukça net:
Toplumun büyük çoğunluğu ne aşırı vegan ne de aşırı etçil.
Sessiz çoğunluk, küçük ama kalıcı değişimlerin peşinde.
Daha fazla sebze tüketmek, daha dengeli beslenmek, işlenmiş gıdayı azaltmak ve sürdürülebilir bir yaşam kurmak istiyorlar.
Belki de modern dünyanın en büyük problemi şu:
Bilgi hiç olmadığı kadar çoğaldı ama güven duygusu hiç olmadığı kadar azaldı.
Bugün internette herkes uzman.
Herkes bir diyet satıyor.
Herkes bir “mucize çözüm” vaat ediyor.
Ama insan bedeni sosyal medya trendlerine göre değil, biyolojik gerçeklere göre çalışmaya devam ediyor.
Ve galiba insanlığın en eski sorusu hala aynı:
“Ne yemeliyiz?”
Abdullah Bilal Dalkılıç HaberFin Editörü
1
Deniz ve Göllerdeki Mavi-Yeşil Renklerin Sebebi Nedir?
5379 kez okundu
2
Finlandiya’da bu gece kış saati uygulamasına geçildi, saatlerinizi geri almayı unutmayın
3454 kez okundu
3
Işık Ulubaş: Finlandiya’daki göçmen çocuklar akran zorbalığına ve ayrımcılığa daha sık maruz kalıyor
3451 kez okundu
4
Kuzey ışıkları şölenine hazır mısınız, bu harika doğa olayını kaçırmayın
3065 kez okundu
5
Yol Hipnozu; tatil yolundaki gurbetçilerin dikkat etmesi gereken husus
2900 kez okundu
Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Detaylar için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası sayfalarını inceleyebilirsiniz.