DOLAR 49,92560,07%
EURO 55,7150-0,26%
ALTIN 6.222,90-3,56
BITCOIN 38695110,85%
İstanbul
17°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Finlandiya’da göçmen kökenlilerin taciz ve tecavüz davaları yeniden gündemde
  • HaberFin
  • Yorum
  • Finlandiya’da göçmen kökenlilerin taciz ve tecavüz davaları yeniden gündemde
316 okunma

Finlandiya’da göçmen kökenlilerin taciz ve tecavüz davaları yeniden gündemde

ABONE OL
31 Ekim 2026 15:00
Finlandiya’da göçmen kökenlilerin taciz ve tecavüz davaları yeniden gündemde
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Finlandiya’da parlamento, bu ülkede yaşayan insanların nasıl daha huzurlu, güvenli ve rahat yaşayabilecekleri konusunda aklınıza gelebilecek hemen her şeyi bir kanuna, bir yasaya bağlamıştır.

Mübalağa ettiğimi düşünmeyin. Bazen ağaçların kabuklarından börtü böceğe kadar her şeyin bir kanunu, bir düzenlemesi var desem pek de abartmış olmam.

Hatta Türkiye’ye yapılan bir ziyaret sırasında bir Fin milletvekilinin Finlandiya Parlamentosunu anlatırken yaptığı espriyi hiç unutmam.

“Bizim parlamento artık kanun çıkarmaya yetmiyor. Daha fazla kanun çıkarabilmek için yanına küçük bir parlamento daha inşa ediyoruz!”

Herkes gülmüştü.

Elbette bir espriydi. Ancak Finlandiya’nın kanunlarla yönetilen bir toplum olma özelliğini de güzel anlatıyordu.

1990 yılında Finlandiya’ya geldiğimde, burada evli bir kadının da kocasını tecavüzle suçlayabileceğini öğrenmek beni oldukça şaşırtmıştı. Türkiye’den geldiğimiz yılların toplumsal anlayışıyla düşündüğümüzde, evlilik içindeki cinsel ilişkinin de bir suçun konusu olabilmesi birçok insan için alışılmadık bir durumdu.

Oysa Finlandiya’da hukuk zamanla bu konuda çok önemli değişikliklerden geçti.

1994 yılında evlilik içi tecavüz açık biçimde suç kapsamına alındı. 1999’da cinsel suçlarla ilgili kapsamlı reform yapıldı ve yaklaşmama yasağı uygulaması yürürlüğe girdi. 2005’te aynı evde yaşayan eşler arasında da belirli koşullarda uzaklaştırma kararı uygulanabilmesinin önü açıldı.

2011 ve 2014 yıllarında cinsel suçların tanımları ve mağdurları koruyan hükümler yeniden düzenlendi.

1 Ocak 2023’te yürürlüğe giren büyük reformla da cinsel ilişkinin gönüllülük esasına dayanması, yani kişinin özgür iradesiyle katılması, hukukun merkezine yerleştirildi. 2024 yılına gelindiğinde artık bu yeni düzenleme uygulanıyordu.

Bütün bu değişikliklerin temelinde bireyin cinsel dokunulmazlığını ve kendi bedeni üzerindeki karar hakkını korumak vardı.

Ancak benim yıllar boyunca dikkatimi çeken başka bir konu daha oldu.

Peki, iyi niyetle çıkarılan kanunlar kötü niyetli insanların elinde istismar edilebilir mi?

Benim Finlandiya’da geçirdiğim uzun yıllar içerisinde karşılaştığım, duyduğum ve bazılarına yakından tanıklık ettiğim olaylar bana bunun da mümkün olduğunu düşündürdü.

Özellikle 1990’lı ve 2000’li yıllarda, Finlandiya’nın hukuk sistemini yeterince tanımayan bazı yabancıların bu tür suçlamalar karşısında ne kadar çaresiz kalabildiğine ilişkin olaylarla karşılaştım.

O yıllarda pizzacılık ve restoran işletmeciliği yapan bazı yabancı erkeklerin, önce karşılıklı yakınlaşma olarak anlatılan ilişkilerin ardından cinsel taciz veya saldırı iddialarıyla karşı karşıya kaldıklarını duydum. Bazı olaylarda tazminat talepleri ve ödemeleri de konuşuluyordu.

Hatta aylarca aynı evde birlikte yaşamış çiftlerin ayrılıktan sonra ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldıkları örnekler de çevremizde anlatılırdı.

Burada bir ayrım yapmam gerekiyor: Birlikte yaşamak, evli olmak veya daha önce rızaya dayalı ilişki yaşamış olmak, sonraki her cinsel davranış için verilmiş bir izin değildir. Öte yandan her suçlama da peşinen doğru kabul edilemez. Geçmişte karşılaştığım bu olayların tamamının hukuki dosyalarını bugün doğrulayabildiğimi de söyleyemem.

Ama konu yalnızca benim şahsi gözlemlerimden ibaret değil.

Finlandiya devletinin kendi polis yetkilileri de asılsız tecavüz ihbarlarının varlığını kabul ediyor.

Nitekim 20 Ekim 2019 tarihinde MTV Uutiset’e konuşan Finlandiya Polis Kurulundan polis müfettişi Pekka Heikkinen, asılsız tecavüz ihbarlarının bazılarının eşler veya eski eşler arasındaki anlaşmazlıklardan kaynaklanabildiğini açıklamıştı.

Heikkinen’e göre kimi zaman intikam almak amacıyla eşler veya eski eşler hakkında gerçeğe aykırı suçlamalar yapılabiliyordu.

Elbette bir suçun kanıtlanamaması, şikayetin mutlaka yalan olduğu anlamına gelmiyor. Ancak bilerek yalan ihbarda bulunmak da Finlandiya’da başlı başına bir suç.

Dolayısıyla hukuk hem gerçek mağduru korumalı hem de masum bir insanın asılsız suçlamalarla hayatının altüst edilmesini önlemelidir.

Şimdi gelelim Finlandiya’nın bugünlerde en çok konuştuğu davaya.

Espoo’daki Länsi-Uudenmaan Mahkemesinde görülen dava, Finlandiya’nın ünlü şarkıcılarından Mira Luoti ile profesyonel kafes dövüşçüsü Makwan Amirkhani arasında yaşandığı iddia edilen olayla ilgili.

Olayın geçmişi 2016 yılına dayanıyor.

İkili, Nuuksio Milli Parkı’nda çekilen Julkkisselviytyjät adlı televizyon programında birlikte yarışıyordu.

Savcılığın iddiasına göre Amirkhani, gece birlikte kaldıkları ahşap barınakta Luoti’yi rızası dışında öpmüş, göğüslerine dokunmuş, hareketlerini engellemiş ve yanında kendini tatmin etmişti.

Luoti, bu davranışlara rıza göstermediğini ve korktuğunu belirtiyor.

Amirkhani ise suçlamaları reddediyor. Yaşananların karşılıklı rızaya dayanan bir yakınlaşma olduğunu savunuyor.

Burada önemli olan bir husus da şu: Bu dava doğrudan tecavüz suçlamasıyla değil, olayın yaşandığı 2016 yılındaki mevzuata göre cinsel eyleme zorlama suçlamasıyla görülüyor.

Aradan yaklaşık on yıl geçtikten sonra konunun mahkemeye taşınması da doğal olarak tartışmalara neden oldu. Ancak bir şikayetin yıllar sonra gündeme gelmesi tek başına onun doğru veya yanlış olduğunu göstermez.

Asıl büyük tartışma ise Amirkhani’nin avukatı Kari Uoti’nin savunmasından sonra başladı.

Avukat, Mira Luoti’nin olay sırasında yaklaşık 40 yaşında olduğunu ve müvekkilinin onu cinsel açıdan çekici bulmadığını söyledi.

Bu sözler Finlandiya’da büyük tepki çekti.

Bana kalırsa bir kadının yaşı veya dış görünüşü, ortada bir cinsel suç işlenip işlenmediğinin ölçüsü olamaz. Önemli olan iddia edilen eylemin ne olduğu, tarafların rızası ve mahkemeye sunulan delillerdir.

Öte yandan Mira Luoti’ye destek vermek amacıyla birçok tanınmış isim de Espoo Adliyesine geldi. Hanna Pakarinen, Maria Veitola ve başka ünlüler kamuoyu önünde desteklerini gösterdiler. Bazı isimler ise mahkemede tanık olarak dinlendi.

Olay giderek bir hukuk davasından çok daha geniş bir toplumsal tartışmaya dönüştü.

Doğu Finlandiya Üniversitesi Profesörü Tuija Saresma da bu gelişmeleri kadınların yaşadığı cinsel şiddetin toplumda nasıl ele alındığı açısından önemli buluyor.

Elbette kadınların şiddete karşı korunması, yaşadıklarını korkmadan anlatabilmeleri ve adalet arayabilmeleri son derece önemli.

Ancak benim dikkat çekmek istediğim bir başka husus var.

Mahkeme salonundaki adalet ile mahkeme dışındaki kamuoyu yargılaması birbirine karıştırılmamalıdır.

Bir tarafta ünlü bir Fin kadın sanatçı, diğer tarafta göçmen kökenli, Finlandiya’da yetişmiş tanınmış bir dövüşçü bulunuyor.

Amirkhani’nin yabancı kökenli oluşunun kamuoyunun yaklaşımını etkileyip etkilemediği de sorgulanabilir. Bunun kendisi aleyhine hukuki bir dezavantaj yarattığını gösteren somut bir delil olmadan kesin hüküm kurmak ise doğru olmaz.

Finlandiya’da yıllardır yaşayan biri olarak benim hassasiyetim tam da burada.

Bu ülkede hukuk, kişinin kadın veya erkek olmasına, Fin ya da yabancı kökenli olmasına, ünlü ya da sıradan bir vatandaş olmasına göre farklı işlememeli.

Geçmişte asılsız şikayetler yapılmış olması, bugün Mira Luoti’nin iddiasının da asılsız olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde Luoti’nin yanında çok sayıda ünlü ismin bulunması da Amirkhani’nin suçlu olduğunu kanıtlamaz.

Mahkemenin işi, kamuoyunun alkışına veya tepkisine göre değil, kanuna ve delillere göre karar vermektir.

Ben yaklaşık 36 yıldır Finlandiya’da yaşıyorum. Bu ülkenin hukuk sistemine, kurumlarına ve demokrasi kültürüne ilişkin pek çok olumlu tecrübem oldu. Ama hiçbir hukuk sistemi eleştiriden muaf değildir.

Kanun çıkarmak elbette önemlidir.

Ancak kanunların çokluğu tek başına adaletin güvencesi değildir.

Asıl mesele, o kanunların herkese eşit ve tarafsız biçimde uygulanabilmesidir.

Umarım Espoo’daki bu davada da karar ne olursa olsun, kazanan kamuoyu baskısı değil, hukuk olur.

Çünkü benim için gerçek hukuk devleti, yalnızca mağduru koruyan değil, aynı zamanda masumun hakkını da sonuna kadar savunabilen devlettir.

Abdullah Bilal Dalkılıç HaberFin Haber Müdürü

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Detaylar için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası sayfalarını inceleyebilirsiniz.