
İran krizi jet hızıyla etkilerini göstermeye başladı. Bu etki yalnızca Ortadoğu’da değil, Avrupa’da ve hatta Finlandiya’da bile hissediliyor.
Finlandiya’daki strateji uzmanları ve güvenlik çevreleri savaşın ilk gününden itibaren gelişmeleri dikkatle izliyor. İran’ın savaşın ilk gününde çevredeki bazı ülkelere füze göndermesi ise Finlandiyalı güvenlik analistleri tarafından çok ciddi bir stratejik hata olarak değerlendirildi.
Her ne kadar İran daha sonra bazı komşu ülkelerden özür dilemiş olsa da, bölgede oluşan öfkenin ve güvensizliğin kısa sürede ortadan kalkması zor görünüyor.
Savaşın başlamasından bugüne kadar yaşanan gelişmeleri, farklı ülkelerdeki uzmanların yorumlarını ve dünyanın dört bir yanından yapılan analizleri inceleyerek HaberFin için şu sorunun peşine düştük:
İran’da rejim düşerse dünya daha mı güvenli olacak?
Ortadoğu bir kez daha dünyanın merkezinde. İran’a yönelik ABD-İsrail saldırıları yeni bir dönemin kapısını aralamış olabilir. Ancak bu kapının arkasında ne olduğu konusunda kimsenin net bir fikri yok.
Washington’da savaşın başında yapılan açıklamalar oldukça iddialıydı. Başkan Donald Trump İran halkına açıkça “hükümetinizi ele geçirin” çağrısı yaptı. Bu çağrı, Tahran’daki rejimin çökmenin eşiğinde olduğu varsayımına dayanıyordu.
Fakat savaşın ilk günlerinden sonra ortaya çıkan tablo bu hesabın o kadar da doğru olmayabileceğini gösteriyor.
İran rejimi ağır askeri baskı altında olabilir, üst düzey komutanlarını ve yöneticilerini kaybetmiş olabilir. Buna rağmen devlet yapısı tamamen çökmüş değil. Bunun önemli bir nedeni var: İran’daki sistem, liderler ortadan kaldırılsa bile çalışmaya devam edebilecek şekilde kurulmuş durumda.
1979 devriminden sonra kurulan Devrim Muhafızları, sadece bir askeri güç değil. Ekonomiden istihbarata, bürokrasiden medyaya kadar devletin hemen her alanına nüfuz etmiş devasa bir yapı.
Eğer İran’daki siyasi yapı zayıflarsa, iktidarın gerçek sahibi olabilecek en güçlü kurum da yine burası.
Başka bir deyişle, rejim çökerse ortaya liberal bir demokrasi çıkmayabilir. Daha sert ve daha militarize bir yönetim doğabilir.
İran muhalefeti hazır mı?
İran’daki muhalefet uzun yıllardır rejime karşı protestolar düzenliyor. Ekonomik krizler, baskı politikaları ve özgürlük talepleri milyonlarca insanı zaman zaman sokaklara döktü.
Ancak bu toplumsal öfke, güçlü bir siyasi alternatif yaratmaya yetmedi.
Bugün İran muhalefeti parçalanmış durumda.
Şahın oğlu Rıza Pehlevi’yi destekleyen monarşistler, sürgündeki Halkın Mücahitleri örgütü, Kürt ve diğer etnik hareketler… Hepsi ayrı yönlere çekiyor.
Ortak bir lider yok.
Ortak bir plan yok.
Hatta rejim sonrası için net bir “ertesi gün programı” bile yok.
Bu nedenle İran’da rejim zayıflasa bile, boşluğu kimin dolduracağı büyük bir soru işareti.
Tarihin ağır gölgesi
İran’da yabancı müdahalelerin çok uzun bir tarihi var. Bu tarih İran toplumunun kolektif hafızasında derin izler bıraktı.
1908’de İngiltere İran petrolünü kontrol altına aldı. 1953’te ABD ve İngiltere Başbakan Muhammed Musaddık’a karşı darbe düzenledi. Şah rejimi yıllarca Batı desteğiyle ayakta kaldı.
Bu nedenle İran toplumunda çok güçlü bir refleks var: dış güçlerin ülkenin kaderini belirlemesine karşı derin bir tepki.
Bugün ABD ve İsrail’in desteğiyle iktidara gelecek herhangi bir lider, daha ilk günden ciddi bir meşruiyet krizi yaşayacaktır. Bu nedenle bazı çevrelerin hayalini kurduğu “Pehlevi’nin dönüşü” senaryosu da İran toplumunda geniş bir destek bulmayabilir.
Asıl tehlike: devlet çöküşü
İran’daki savaşın en büyük riski rejimin devam etmesi değil, tam tersine devletin tamamen çökmesi olabilir. Suriye, Libya ve Irak örnekleri hala ortada. Devlet yapısı dağıldığında ortaya çıkan boşluğu radikal gruplar, milisler ve suç ağları dolduruyor.
İran söz konusu olduğunda risk çok daha büyük
Yaklaşık 90 milyon nüfusa sahip bir ülkede devlet otoritesinin çökmesi devasa bir göç krizine yol açabilir. Böyle bir kriz Avrupa’ya kadar uzanabilir ve Suriye mülteci krizinden çok daha büyük sonuçlar doğurabilir.
Bunun yanında İran’ın nükleer programı, füze teknolojisi, İHA kapasitesi ve bölgedeki milis ağları da kontrolsüz şekilde farklı aktörlerin eline geçebilir.
Bu sadece Ortadoğu’yu değil, küresel güvenliği de sarsabilecek bir senaryo olur.
Kim kazanacak?
Savaşlar bazen planlandığı gibi sonuçlanmaz. Hatta çoğu zaman tam tersine sonuçlar doğurur.
İran’da rejimin zayıflaması demokratik bir dönüşümün kapısını aralayabilir. Ama aynı zamanda daha sert bir askeri rejimin doğmasına ya da ülkenin Libya benzeri bir kaosa sürüklenmesine de yol açabilir.
Bugün kesin olan tek şey şu:
Ortadoğu’da başlatılan bu savaşın sonuçları yalnızca İran’ı değil, Avrupa’yı, Finlandiya’yı, enerji piyasalarını ve küresel güvenliği de derinden etkileyecek.
Ve belki de en acı ihtimal şu:
Yıllardır özgürlük isteyen İran halkı, kötü planlanmış bir savaşın ortasında yine başkalarının hesaplarının kurbanı olabilir.
Abdullah Bilal Dalkılıç, HaberFin Editörü
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
17880 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
10033 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
9050 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5181 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4751 kez okundu
Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Detaylar için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası sayfalarını inceleyebilirsiniz.