
Finlandiya’da yaşamanın elbette bir bedeli var. Yabancı kökenli biri için bu bedellerden biri de zaman zaman ırkçılığa maruz kalmak.
1990’lı yılların başında Finlandiya’ya henüz yeni gelmiştim. Helsinki merkezinden hayatımda ilk kez tramvaya bindim. Birkaç durak sonra tramvay Hakaniemi Meydanı’na ve orada kurulan pazara ulaştı.
Tam arka kapıdan inmeye hazırlanırken ön kapıdan iri yarı, belli ki biraz da alkollü bir adam bindi. Doğrudan bana bağırmaya ve söylenerek üzerime doğru yürümeye başladı. O zamanlar Fince bilmediğim için ne söylediğini anlayamıyordum; ancak niyetinin iyi olmadığını hissediyordum.
Ben tramvaydan pazar meydanına indim. Adam arka tarafa ulaşamadan kapılar kapandı. O içeride, ben dışarıda kaldım. Arkasından, ne olduğunu anlamaya çalışarak baktım.
Daha sonra anladım ki o adam, beni yalnızca koyu renkli saçım ve kendisinden farklı gördüğü yüzüm nedeniyle hedef almış, muhtemelen saldırmak üzere üzerime yürümüştü.
O yıllarda Finlandiya’da yabancıların sayısı çok azdı. Helsinki sokaklarında bile esmer veya siyah bir insan görmek bugünkü kadar olağan değildi. Finlandiya, 1917’de bağımsızlığını kazanmış genç bir devletti. Kendisi de tarih boyunca İsveç ve Rusya egemenliği altında yaşamış olan Finlandiya toplumu, 1990’lardan itibaren dünyanın farklı bölgelerinden gelen insanlarla birlikte yaşamaya henüz alışmaya çalışıyordu.
Özellikle Afrika ülkelerinden ve savaş bölgelerinden gelenlerin bir kısmı ciddi ayrımcılıkla karşılaştı. Aynı dönemin siyasi atmosferinde kök salan milliyetçi hareket, 1995’te bugünkü Perussuomalaiset’in, yani Gerçek Finler Partisi’nin kurulmasıyla kurumsal bir yapıya kavuştu.
Aradan yaklaşık 35 yıl geçti. Finlandiya değişti; yabancı kökenli nüfus büyüdü. Göçmenler yalnızca temizlikte, taşımacılıkta veya restoranlarda değil; ticarette, eğitimde, sağlıkta, medyada ve siyasette de görünür hale geldi.
Ancak göçmenlerin toplumdaki etkisi ve görünürlüğü arttıkça bundan rahatsız olan çevrelerin dili de sertleşti. Özellikle Gerçek Finler Partisi’nin hükümet ortağı olmasının ardından, daha önce toplumun kenarında duyulan bazı ifadeler siyasetin merkezinden yükselmeye başladı.
Bu dilin son hedeflerinden biri, Sosyal Demokrat Parti’nin birinci başkan yardımcısı ve milletvekili Nasima Razmyar oldu.
Nasima Razmyar, 13 Eylül 1984’te Afganistan’ın başkenti Kabil’de doğdu. Babasının diplomatik görevi nedeniyle bir süre Moskova’da yaşayan ailesi, Afganistan’daki yönetim değişikliğinin ardından 1993 yılında Finlandiya’ya mülteci olarak geldi. Nasima o sırada sekiz yaşındaydı.
Finlandiya’da büyüdü ve eğitim gördü. 2010 yılında “Yılın Mülteci Kadını” seçildi. 2012’de Helsinki Belediye Meclisine, 2015’te ise 5 bin 156 oyla Finlandiya Parlamentosuna girdi. Helsinki’de belediye başkan yardımcılığı yaptıktan sonra 2023 yılında yeniden milletvekili seçildi. Mayıs 2026’da SDP’nin birinci başkan yardımcılığına yükseldi.
Nasima’nın çocuk yaşta mülteci olarak geldiği bir ülkede milletvekilliğine ve Finlandiya’nın en büyük partilerinden birinin üst yönetimine yükselmesi, aslında bu ülkenin demokratik sisteminin ve fırsat eşitliğinin önemli bir örneğidir.
Razmyar’ın siyasi görüşleri elbette eleştirilebilir. Göç, Filistin, kalkınma yardımları veya ekonomi konusundaki düşüncelerine karşı çıkılabilir. Ancak Nasima’yı tanıyanlar onun dini kuralları siyasete dayatan biri olmadığını bilir. Finlandiya’da yetişmiş, modern, eğitimli ve hayatını bu toplumun içinde kurmuş bir kadındır. Afganistan’daki bağnazlığa ve kadınları baskı altına alan anlayışa da açıkça karşıdır.
Öyleyse bazı çevreler Nasima Razmyar’dan neden bu kadar rahatsız oluyor?
Sorun onun savunduğu dini bir düzen olamaz; çünkü böyle bir talebi yok. Irka dayalı bir ayrıcalık da istemiyor. Finlandiya’nın demokratik sistemi içinde siyaset yapıyor ve seçmenlerin oyuyla parlamentoda bulunuyor.
Geriye onun adı, Afgan kökeni, Müslüman kimliği ve yüzünün rengi kalıyor.
Oysa yaz aylarında güneşlenen birçok Finlandiyalı kadın da aynı ten rengini alıyor. İnsanları birbirinden ayıran şey çoğu zaman renkleri değil, renklere yüklenen önyargılardır.
Gerçek Finler Partisi milletvekili Mauri Peltokangas, Ağustos 2026’da Facebook’ta yaptığı paylaşımda “Müslüman sosyal demokratlardan” söz etti. Finlandiya’nın gelecekte “Müslüman bir sosyalist” tarafından yönetilebileceğini ve Afganistan kökenli bir Müslümanın önemli bir bakanlığa getirilebileceğini ima etti.
Peltokangas, Nasima Razmyar’ın adını açıkça yazmadı ve daha sonra paylaşımının ona yönelik olduğunu reddetti. Ancak SDP Genel Başkanı Antti Lindtman, ifadelerin doğrudan Razmyar’ı hedef aldığını söyledi.
Lindtman, SDP’nin nefret söylemini, ırkçılığı ve insanların ten rengi, dini veya etnik kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğramasını kabul etmeyeceğini belirterek Başbakan Petteri Orpo’ya şu soruyu yöneltti:
“Başbakan Orpo, hükümet ortaklarının açıkça ırkçı söylemlerini kabul ediyor mu?”
Peltokangas ve onu destekleyenler ise göç politikasını eleştirmenin, Finlandiya’nın geleceği hakkında endişe duymanın ve “önce Finlandiyalılar” demenin ırkçılık olmadığını savunuyor.
Bu noktada bir ayrım yapmak gerekiyor: Finlandiya’nın göç politikasını, sosyal yardımlarını veya entegrasyon sorunlarını eleştirmek elbette ırkçılık değildir. Ancak bir siyasetçinin programını tartışmak yerine Afgan kökenini ve Müslümanlığını öne çıkarmak, siyasi eleştiriyi kimlik üzerinden yürütmektir.
Ben de Türkiye’den gelen biri olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde farklı etnik kökenlere mensup çok sayıda milletvekili gördüm. Türkiye’nin ve eski Osmanlı coğrafyasının tarihsel yapısı zaten farklı halkların ve kültürlerin iç içe geçmesine dayanıyor.
Buna karşılık uzun yıllar önce Somali’den, Afganistan’dan veya Afrika’nın başka bir ülkesinden Türkiye’ye sığınmış, sonradan vatandaş olmuş siyahi bir insanın milletvekili seçildiğine ben de tanık olmadım.
Bu nedenle Finlandiya’nın bütün eksikliklerine rağmen önemli bir başarıyı gerçekleştirdiğini kabul etmek gerekir: Çocuk yaşta Afganistan’dan gelen bir kadın, bu ülkede milletvekili ve büyük bir partinin birinci başkan yardımcısı olabiliyor.
Afganistan’da geçmişte kadınlar parlamentoda yer aldı. Ancak Taliban’ın 2021’de yeniden iktidara gelmesinden sonra parlamento dağıtıldı; kadınlar eğitimden, çalışma hayatından ve siyasi yaşamdan büyük ölçüde uzaklaştırıldı. Bugünkü Afganistan’da bırakın sarışın bir Finlandiyalı kadının siyaset yapmasını, Afgan kadınlarının bile kamusal hayata katılması ağır biçimde sınırlandırılmış durumda.
Finlandiya’da ise Nasima Razmyar’ın başbakan, dışişleri bakanı veya içişleri bakanı olmasının önünde hukuki bir engel yok. Buna seçmen ve parlamento karar verir.
Peltokangas’ın “Afgan kökenli bir bakan” imasının ne kadarının siyasi eleştiri, ne kadarının ırkçı bir önyargı olduğunu okuyucu değerlendirebilir. Fakat bir insanın kökeni, bir göreve uygunluğunu tartışmanın başlıca ölçüsü haline getiriliyorsa orada ciddi bir sorun vardır.
Yabancıları Finlandiya’da istemeyenlere bazı basit sorular sormak gerekiyor:
Pizzalarınızı kim hazırlayacak? Evlerinizi, iş yerlerinizi ve alışveriş merkezlerinizi kim temizleyecek? Otobüslerinizi kim sürecek, mallarınızı kim taşıyacak? Yaşlanan nüfusa kim bakacak?
Bugün Finlandiya’da hemşireler, doktorlar, bakıcılar, şoförler, temizlik çalışanları, restoran işletmecileri ve girişimciler arasında çok sayıda yabancı kökenli insan bulunuyor.
Bunu söylerken yabancıları yalnızca Finlandiyalıların yapmak istemediği işlere layık görmek de doğru değildir. Onlar aynı zamanda öğretmen, mühendis, gazeteci, iş insanı, milletvekili ve gelecekte bakan ya da başbakan olabilecek bu ülkenin eşit yurttaşlarıdır.
Finlandiya nüfusu yaşlanıyor ve yeterince çocuk doğmuyor. Ülkenin çalışacak insanlara ihtiyacı var. Dolayısıyla asıl soru, Finlandiya’ya yabancıların gelip gelmeyeceği değil; gelen insanların topluma nasıl daha iyi katılacağı ve herkesin ortak kurallara nasıl uyacağıdır.
Finlandiya 18 Nisan 2027’de yapılacak parlamento seçimlerine yaklaşırken ırkçılık ile göç eleştirisi arasındaki çizgi giderek daha fazla bulanıklaştırılıyor.
Finlandiya’yı sevmek ırkçılık değildir. Göç politikasını eleştirmek de ırkçılık değildir. Fakat Finlandiyalılığı yalnızca beyaz ten, belirli bir soy veya belirli bir din üzerinden tanımlamak açıkça ayrımcılıktır.
Ben 1990’lı yılların başında Hakaniemi’de bir tramvayın kapanan kapıları sayesinde muhtemel bir saldırıdan kurtuldum. Aradan geçen onca yılın ardından aynı öfkenin bugün takım elbise giymiş haliyle parlamentonun içinden yükselmesini görmek düşündürücüdür.
Finlandiya’nın geleceğini belirleyecek asıl mesele yalnızca seçimi hangi partinin kazanacağı değildir. Asıl mesele, bu ülkenin “Finlandiyalı” kelimesini nasıl tanımlayacağıdır:
Bir insanın yüzünün rengiyle mi, kökeni ve diniyle mi?
Yoksa vatandaşlığı, emeği, hukuka bağlılığı ve bu ülkeye yaptığı katkıyla mı?
Abdullah Bilal Dalkılıç HaberFin Haber Müdürü
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
19401 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
10236 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
9182 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5337 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4856 kez okundu
Sitemizde deneyimlerinizi geliştirmek için çerezler kullanıyoruz. Web sitemizde gezinmeye devam ederek bu çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Detaylar için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası sayfalarını inceleyebilirsiniz.
Yazınız için gerçekten teşekkür ederim. Hem kişisel bir hatıradan yola çıkıp hem de Finlandiya’nın yıllar içerisindeki toplumsal ve siyasi değişimini bu kadar açık ve cesur bir şekilde anlatmanız çok değerli.Özellikle “Finlandiyalı olmak” kavramını ten rengi, köken veya din üzerinden değil; vatandaşlık, emek, hukuka bağlılık ve topluma katkı üzerinden değerlendirmek gerektiği yönündeki tespitiniz çok önemli.Finlandiya’da yaşayan yabancı kökenli insanlar olarak hepimizin bu toplumun bir parçası olduğumuzu ve bu ülkenin geleceğine katkı sağlayabileceğimizi unutmamak gerekiyor. Eleştiri elbette olmalı; ancak eleştiri insanların kökenine, ten rengine veya inancına değil, yaptıklarına ve siyasi düşüncelerine yönelik olmalı.Kaleminize ve cesaretinize sağlık Abdullah Bilal Dalkılıç. Böyle önemli konuların konuşulması ve yazılması toplumumuz açısından çok kıymetli. Yazının devamını da büyük bir merakla bekliyoruz. 👏🇫🇮