

Ankara’daki NATO zirvesi sona erdi. Zirvenin ardından geriye yalnızca ortak bildiriler, milyarlarca euroluk savunma yatırımları ve liderlerin verdiği fotoğraflar kalmadı. Asıl geriye kalan, Avrupa’nın güvenliği konusunda artık yeni bir döneme girildiğinin açık işaretleri oldu.
Belki de zirvenin en önemli sonucu, Avrupa’nın bundan sonra kendi savunma kapasitesini çok daha güçlü biçimde inşa etmeye kararlı görünmesidir. Yıllardır Avrupa’nın güvenliğinin temel garantörü olan Amerika Birleşik Devletleri’nin gelecekte nasıl bir yol izleyeceğine ilişkin soru işaretleri, artık Avrupa başkentlerinde yüksek sesle dile getiriliyor.
Finlandiya Eski Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö’nün zirve sonrasında yaptığı değerlendirmeler de tam olarak bu gerçeğe işaret ediyor. Niinistö, Avrupa’nın artık yalnızca Washington’dan gelecek kararları bekleyen “reaktif” bir aktör olmaktan çıkması gerektiğini savunuyor. Ona göre Avrupa, NATO içerisinde kendi komuta mekanizmalarını, kendi karar alma sistemlerini ve kendi güvenlik mimarisini kurmak zorunda.
Bu görüş, birkaç yıl öncesine kadar birçok Avrupalı siyasetçi için oldukça radikal sayılabilirdi. Ancak bugün şartlar değişmiş durumda.
Niinistö’nün sözleri ayrıca Finlandiya’nın NATO’ya üyelik sürecinde yaşanan çalkantılı günleri de hatırlatıyor. O dönemde Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerine ilişkin çekinceleri, Helsinki’de ciddi bir şaşkınlık yaratmıştı. Niinistö, televizyon programlarında açıkça, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini Finlandiya henüz NATO üyeliğine karar vermeden önce aradığını ve “Eğer NATO’ya üye olmak isterseniz, size ilk destek veren ülkelerden biri biz oluruz” dediğini anlatmıştı.
Ancak süreç ilerledikçe Ankara’nın tutumunun değişmesi, özellikle Finlandiya’da kafa karışıklığı yaratmıştı. Niinistö, o günlerde yaşadığı şaşkınlığı saklamamış, Erdoğan’ın tavrının kendisini gerçekten düşündürdüğünü ifade etmişti.
Bugün ise tablo oldukça farklı. NATO’nun Ankara zirvesi, Türkiye’nin yalnızca ittifakın önemli bir üyesi olmadığını, aynı zamanda Avrupa’nın gelecekte kurmayı planladığı savunma yapılanmasının da vazgeçilmez aktörlerinden biri olduğunu ortaya koydu.
Coğrafi konumu, güçlü ordusu ve Karadeniz’den Orta Doğu’ya uzanan etkisi nedeniyle Türkiye, Avrupa güvenlik denkleminde giderek daha merkezi bir rol üstleniyor. Sauli Niinistö’nün de belirttiği gibi Türkiye, birçok bakımdan Avrupa’nın önündeki stratejik tamponlardan biri konumunda bulunuyor.
Zirvenin dikkat çekici başlıklarından biri de Ukrayna meselesiydi. ABD’nin, Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri üretme lisansı vermesi, kısa vadede değilse bile uzun vadede son derece önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. İlk üretimin Almanya’da yapılacak olması, Avrupa savunma sanayisinin önümüzdeki yıllarda ne kadar büyük bir dönüşüm yaşayacağının da göstergesi.
Bu karar yalnızca Ukrayna’nın savunma kapasitesini artırmakla kalmayacak; aynı zamanda Avrupa’nın Amerikan teknolojisine dayalı ancak Avrupa topraklarında üretilen yeni bir savunma modeline geçişinin de habercisi olabilir.
Ankara zirvesi, semboller açısından da ilginç görüntülere sahne oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupalı liderlere isimlerine özel hazırlanmış tabancalar hediye etmesi, diplomasi çevrelerinde farklı yorumlara yol açtı. Niinistö, kendisine yöneltilen bu soruya esprili bir dille, “Belki Avrupalı liderlerin atış talimine ihtiyacı olduğunu düşündüler” cevabını verdi.
Ancak bütün bu sembollerin ötesinde, Ankara’dan çıkan en büyük mesaj şudur: Avrupa artık güvenlik konusunda eski alışkanlıklarıyla yoluna devam edemeyeceğini anlamış durumda.
Donald Trump’ın zaman zaman NATO’dan çekilmeyi ima eden açıklamaları, Washington’un önceliklerini Pasifik’e kaydırma ihtimali ve Ukrayna savaşının Avrupa’nın kapısına kadar dayanması, kıtayı kendi güvenlik mimarisini yeniden düşünmeye zorluyor.
Belki de Ankara zirvesi yıllar sonra, NATO tarihinin dönüm noktalarından biri olarak hatırlanacak. Çünkü bu zirvede yalnızca yeni silah anlaşmaları yapılmadı; Avrupa, ilk kez bu kadar açık biçimde kendi güvenliğinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda olduğunu kabul etti.
Ve görünen o ki, bu yeni dönemde Türkiye de, Finlandiya da, Almanya da ve diğer Avrupa ülkeleri de aynı masada, ancak artık çok farklı sorularla oturacaklar.
Abdullah Bilal Dalkılıç HaberFin Editörü
Fotoğraf: Cumhurbaşkanlığı X hesabı
1
Putin, Finlandiya’yı yumuşak karnından vurmak istiyor
19518 kez okundu
2
Finlandiya’da hangi meslek ne kadar maaş alıyor?
10247 kez okundu
3
Dünyanın En İyi Öğretmenleri Neden Finlandiya’da? İşte Yanıtı
9191 kez okundu
4
İntihar oranları artıyor, altı kişiden biri intiharı düşünüyor
5341 kez okundu
5
Finler cinsel tercihlere saygılı ancak eşcinsel bir First Lady istemezler
4862 kez okundu